رَبَّنَا اغْفِرْل۪ي وَلِوَالِدَيَّ وَلِلْمُؤْمِن۪ينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ“Ey Rabbimiz! (Amellerin) hesap olunacağı gün beni, ana-babamı ve mü’minleri bağışla!”6 der. Demek ki, önce insanın kendi nefsi, sonra ana ve babası geliyor. Zaten bu husus, insan olmanın, insanî duygularla bezenmenin bir ifadesidir. Aslında hakikî bir insan, en yakın daireden en uzak daireye uzanan çizgide derecelerine göre hemcinslerinin elemleri ile müteellim, lezzetleriyle de mütelezziz olur. Evet bu, insan olmanın gereğidir. Düşünün ki Hz. İbrahim (aleyhisselâm), hem dünyada hem de –hadislerin ifadesine göre– ahirette babasının durumuyla müteellimdir.7 İşte bu açıdan Hz. Süleyman (aleyhisselâm) da cedd-i emcedi gibi, yaptığı duaya ana-babasını da katıyor, âdeta “Onların saadeti benim de saadetimdir.” diyordu.
Diğer bir nokta; bir insanın nasıl ana ve babası hakkında yaptığı istiğfar geçerlidir –Yukarıda kaydettiğimiz dua, bunu gösteriyor– öyle de insanın ana-babasının mazhar olduğu nimetler adına şükrü de geçerlidir. Yani bir insan ana-babasına gerçek mânâda evlâtlık yapamadıysa, geride onun yapacağı tek şey kalmıştır; o da dilini onlar hesabına hayırda kullanmaktır. “Allah’ım, hamdim, tesbihim, tehlilim, istiğfarım onlara râci olsun.” demek bu türdendir.. evet tabir caizse dil içre dile vâkıf olan, عُلِّمْنَا مَنْطِقَ الطَّيْرِ8 fehvâsınca kuş dilini bilen Hz. Süleyman, çok iyi kullandığı malzemelerle bunu ifade etmek istemiştir.
Dipnotlar
- 6 İbrahim sûresi, 14/41.
- 7 Buhârî, enbiyâ 8.
- 8 “Bize kuşların dili öğretildi.” (Neml sûresi, 27/16)