İçeriğe geç

Onların bu sözlerine karşı Cenâb-ı Hak, قُلْ نَارُ جَهَنَّمَ أَشَدُّ حَرًّا لَوْ كَانُوا يَفْقَهُونَ “De ki: ‘Cehennem ateşi, bundan çok daha fazla sıcaktır.’ Keşke bunu anlasalardı!” sözleriyle mukabelede bulunmuştur. Burada, zâhirî nazarla bakıldığında veya sathî olarak düşünüldüğünde anlaşılabilecek mevzuları idrak adına kullanılan يَعْلَمُونَ veya يَعْقِلُونَ kelimeleri yerine, daha derince düşünme, sebep sonuç münasebeti çerçevesinde meseleyi ele alma ve bir işi hem ön hem de arka plânıyla birlikte değerlendirme mânâlarına gelen يَفْقَهُونَ kelimesinin tercih edilmesi mânidardır. Bu tercihte: “Keşke onların azıcık fıkıh ufukları olsaydı; olsaydı da, sebep ve sonuç arasındaki bu münasebeti kavrayabilselerdi! Heyhat ki, bütün ikazlara rağmen onlar bir türlü bu hakikati anlayamadı!” mânâsı sezilmektedir.

“Hiç İbret Alınsaydı Tekerrür mü Ederdi?”

Aslında o günün hâdiseleriyle günümüz hâdiselerini yan yana getirdiğimizde değişen fazla bir şey olmadığını görürüz. O günün münafıkları bunu kavrayamadıkları gibi, bugün de Allah yolunda bulunuyor olmanın ehemmiyet ve gerekliliğini kavrayamayanlar vardır. O gün olduğu gibi bugün de hicreti hafife alan, Allah yolunda mücahedeyi küçük gören, ruh-ı revan-ı Muhammedî’nin dört bir yanda şehbal açmasını önemsemeyen kimseler vardır. Hâlbuki o hakikatin şehbal açmadığı yerin zindandan farkı yoktur. İşte zindanda yaşamaya mahkûm edilmiş insanların farkına varmak ve bir yönüyle onları ferahfezâ iklimlere ulaştırmak için her türlü zorluğu göğüsleyebilmek fıkha bağlıdır. Çünkü bu sathî bir nazarla anlaşılacak mesele değildir.

118