İçeriğe geç

Sadede dönecek olursak, sorunuzdaki âyet-i kerimenin başında Cenâb-ı Hak, فَرِحَ الْمُخَلَّفُونَ بِمَقْعَدِهِمْ buyurmak suretiyle, Tebük Seferi’ne iştirak etmeyen münafıkların nasıl mutlu olduklarını ifade etmiştir. Kim bilir onlar kendilerince akıllıca hareket ettiklerini düşünüyor ve belki de şöyle diyorlardı: “Şunlara bakın! Koskocaman Roma İmparatorluğu’yla savaşmaya gidiyorlar. Çöl sıcağında kavrulmakla kalmayacak, aynı zamanda büyük bir güce toslayacak ve gerisin geriye dönecekler.” Onlar bu ve benzeri ifadelerle sefere katılan Müslümanlar hakkında ileri geri konuşuyor, böyle bir meseleyi birbirlerine hikâye etmek suretiyle onları alaya alıyor ve kendilerince mutlu oluyorlardı.

Bilindiği üzere Tebük Seferi, havaların çok sıcak olduğu, çöl sıcaklığının 50-60 dereceyi bulduğu Temmuz ve Ağustos aylarında gerçekleşmişti. Öte yandan bu mevsimde ağaçlar meyve verdiğinden onların gölgeleri nefs-i emmâre için terk edilmeyecek kadar latîf bir hâl alıyordu. Dolayısıyla tatlı su kaynaklarını, ağaç gölgelerini, olgunlaşmış meyveleri terk edip sıcaklığın oldukça fazla olduğu şartlarda sefere çıkmak bir hayli zordu. Üstelik böyle bir sefer, Ürdün’e kadar gelen Romalılara karşı yapılacaktı. Nebiler Sultanı (aleyhissalâtü vesselâm), şartların aleyhte olduğu böyle bir dönemde Romalılara karşı sefere çıkmakla, Medine’de bağımsız bir güç olduğu gerçeğini herkese duyurmak ve çölde emniyet ve asayişi temin etmek istiyordu. Netice itibarıyla İnsanlığın İftihar Tablosu, bütün olumsuz şartlara rağmen, arkasına aldığı ordusuyla Romalıları karşılamak için sefere çıkmış ve Allah’ın izni ve inayetiyle onları geriye püskürtmüştü. İşte şartların hayli ağır olduğu böyle bir ortamda seksen civarında münafık, sefere çıkmak istememiş, çeşitli bahaneler ileri sürerek evlerinde oturmayı tercih etmişlerdi.

116