Çağımıza doğru gelindiğinde ise Kur’ân’da yer alan fennî meseleler üzerinde –biraz da çağın pozitivist anlayışının gölgesi altında– daha fazla durulmaya başlanmıştır. Mesela Kur’ân-ı Kerim’i Nîsâ Sûre’sinin 125. âyetine kadar tefsir eden ve böylece on iki ciltlik bir tefsir vücuda getiren Muhammed Abduh, fennî hakikatlerden bahseden âyetlerle ilgili modern bazı yorumlarda bulunmuştur. Onun önde gelen talebelerinden biri olan Reşit Rıza da, bu tefsirindeki bazı yerleri tashih etmiş ve Yusuf Sûresi’nin sonuna kadar olan kısmı tefsir etmiştir. Fakat Abduh, ehl-i sünnet ve’l-cemaatin dünden bugüne kabul edegeldikleri genel tefsir teamüllerine aykırı bir kısım yorumlarda da bulunmuştur. Mesela, Fil Sûresi’nde yer alan, فَجَعَلَهُمْ كَعَصْفٍ مَأْكُولٍ “Derken onları kurt yeniği ekin yaprağına çeviriverdi.”101 âyet-i kerimesinin tefsiri yapılırken, Ebrehe’nin ordusunun kuşların bıraktıkları mikroplar yüzünden “cüderî” yani çiçek hastalığına yakalanarak helâk oldukları şeklinde bir yoruma gidilmiştir.102 Hâlbuki burada istiare-i temsiliye yoluyla, kuşların bıraktıkları taşlarla, askerlerin, böcekler tarafından yenilmiş yapraklar gibi delik deşik oldukları anlatılmaktadır.