İçeriğe geç

Evet, şahsî enaniyetler cemaat enaniyetine dayandığı takdirde daha bir kuvvet kazanır. Bu açıdan geleneksel olarak turuk-ı âliye içinde yer alan bir tarikata veya bir cemaat ve harekete mensup olan kişiler, bir taraftan gittikleri yol veya mensup oldukları zatı isabetli görmenin ve ona derin bir muhabbet duymanın yanı başında diğer yandan başkalarını haksızlığa mahkûm etme gibi bir haksızlığa düşmemelidir. Yoksa hak yolda giderken hiç farkına varılmaksızın şeytanî bir yola sapılmış olur. Böyle bir tehlike herkes için muhtemeldir. Şayet kendilerine fevkalâde hayranlık duyduğum Hz. Gazzâlî, İzz İbn Abdisselâm, Fahreddin er-Râzî, Necmeddin-i Kübrâ gibi çok büyük kâmetlerden biri bugün yaşasa ve etrafındaki insanlara böyle bir mülâhaza ifade etmiş olsaydı, ben başımı onun ayaklarının altına koyar, ayaklarının altını öper; ama “Hazret, bu mevzuda yanılıyorsunuz.” derdim.

Hâsılı, kurtuluşun ille de bir tarikat, cemaat veya harekete intisapla mümkün olacağını düşünmek, tarikat silsilesi ile gelen bir mürşidin arkasından gitmeyi zaruri görmek ve hatta o zata intisap etmeyenleri dalâlette görüp onların kurtulamayacağına inanmak asla doğru değildir; kazanma kuşağında kaybetme demektir. Rabbim, vifak ve ittifaka eşedd-i ihtiyaçla muhtaç olduğumuz şu günlerde ümmet-i Muhammed’i bu türlü inhiraf ve âfetlerden muhafaza buyursun.

146 Nûr sûresi, 24/35.

147 el-Makdisî, el-Ukûdu’d-Dürriyye s. 76.

148 Bkz.: Bediüzzaman, Sözler s. 784 (Lemeât).

177