Fakirin çocukluğu da değişik tekke ve zaviyelerde geçtiğinden dolayı, yer yer bazı kimselerin bu tür sözler söylediğine şahit olmuşumdur. Mesela bazıları, Bayezid-i Bistâmî Hazretleri’ne ait olduğu ifade edilen “Mürşidi olmayanın mürşidi şeytandır.”/“Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır.”147 sözünü yanlış ve dar bir yoruma tâbi tutarak bu sözle, hususi mânâda tarikat silsilesi içinde bir mürşide/şeyhe intisap etmenin mecburi olduğunu ifade ederlerdi. Kanaatimce, kâmil bir üstadın önem ve gereğini ifade eden geniş mânâlı bu sözü böylesine dar bir çerçevede yorumlamak, onu suizanna ve aidiyet mülâhazasına açık, İslâm’ın evrensellik ve kuşatıcılığına muhalif nahoş bir ifade hâline getirmek demektir. Zira elimizde Kur’ân ve Sünnet’in temel disiplinleri var ve o disiplinler kendisine inanan bütün gönülleri kucaklayacak bir enginlik ve kuşatıcılığa sahiptir.
Hz. Pîr, inhisar-ı fikrin, nefis sevgisinden kaynaklandığını ifade etmiştir.148 Yani bir insanın her şeyi kendi fikirlerine bağlı götürmesi, bir nevi bencillik ve egoizmadır. İşte bunun farklı bir çeşidi de, aidiyet mülâhazasına girmektir. Yani mutlak doğruyu, sadece mensup olduğu tarikat, cemaat veya hareketin düşünceleri içinde görmek, bunun haricinde bulunan kişilerin ise havanda su dövdüğüne inanmaktır. Fakat bilinmelidir ki böyle bir yaklaşım, maddî-mânevî sukûta sebebiyet verebilecek korkunç bir suizandır.