İçeriğe geç

Asıl konumuza dönecek olursak, işte korunması gerekli olan hususlarda, özellikle usûl-i hamse dediğimiz din, can, mal, akıl ve neslin korunması hususunda devlet yetkilileri tarafından bir tavzif söz konusu olduğunda, bu durum beden ve cisme dokunduğundan, maddî rahatı bozduğundan insan tabiatı bunu kerih görür, hoş karşılamaz. Onun için âyet-i kerime كُتِبَ“Farz kılındı” ifadesini kullandıktan sonra وَهُوَ كُرْهٌ لَكُمْ“Bu size nahoş geliyor, onu kerih görüyorsunuz.” buyuruyor. Ardından da âyet-i kerimede; “Bazen nahoş gördüğünüzşeyler sizin için hoştur, marz-ı ilâhiye uygundur. Bazen de sizin hoş gördüğünüz şeyler esasında nahoştur, murad-ı ilâhiye muhaliftir.” deniliyor.

Bu âyetin hükmünü sadece cihada bağlamak doğru olmasa gerek. Çünkü usûldeki ifadesiyle sebebin hususîliği, hükmün umumîliğine mâni değildir. İşte konuyu genel olarak ele aldığımız zaman denilebilir ki, bazen bizim hoşumuza giden, “Bunda bir mahzur yok.” diyebileceğimiz hususlar olabilir. Hâlbuki bunlar murâd-ı ilâhiye muvafık değildir; muvafık değildir çünkü onlarda bizim kendi hissiyatımız, kendi istek ve arzularımız, kendimizi anlatma dert ve kaygımız vardır.

Sözün Bittiği Yer

219