İçeriğe geç

Bir de hikmetini tam olarak bilemediğimiz emir ve yasaklar, hâdise ve imtihanlar karşısında murad-ı ilâhînin takip edilmesi mevzuu vardır. Bu duruma bir misal olması açısından; كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِتَالُ وَهُوَ كُرْهٌ لَكُمْ وَعَسٰۤى أَنْ تَكْرَهُوا شَيْئًا وَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ وَعَسٰۤى أَنْ تُحِبُّوا شَيْئًا وَهُوَ شَرٌّ لَكُمْ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ وَأَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ“Hoşunuza gitmese bile, savaş size farz kılındı. Nice sevmediğinizşeyler vardır ki, o sizin için hayırlı olabilir. Ve nice sevdiğiniz şeyler de vardır ki, sizin için şerli olabilir. Allah bilir, hâlbuki siz bilmezsiniz.”5 âyet-i kerimesini verebiliriz. Bilindiği üzere “kıtâl”, şartları tahakkuk ettiğinde yani bir ülkenin, namusu, şerefi, haysiyeti, toprağı, istiklali… vb. tehlikeyle karşı karşıya kaldığı durumlarda baştaki idarecilerin kararıyla yürürlüğe konan ve belli usûl ve disiplinlere bağlı olarak icra edilen bir mücadele şeklidir. Yoksa falan şahsın, filan grubun kafasına göre ilan-ı harp etmesinin, canlı bomba olarak saldırılarda bulunmasının, bulunup masum insanları öldürmesinin Yüce Beyan’daki “kıtal” mefhumuyla bir alâkası yoktur, bu olsa olsa bir vahşetin adı olabilir. Hele bu işin din adına gerçekleştirilmesi ancak “mük’ap vahşet” ifadesiyle izah edilebilir. Evet harp ve sulhün belli usûl ve kuralları vardır ve savaş ancak bu çerçevede gerçekleştirilebilir.

218