İçeriğe geç

Meselenin diğer yönü ise ferdin kendi vicdanı ile Allah arasındaki münasebetin derinliğiyle irtibatlıdır, sübjektif mükellefiyet ufkuna bakar ve daha ziyade mübah dairesinde cereyan eder. Malum olduğu üzere mübahlar bir mânâda serbest dolaşım alanıdır ve bizi aşan, ihata edemeyeceğimiz geniş bir daireyi ihtiva etmektedir. Bu geniş alanda, zahiren sakıncalı bir durum görülmese de, şahsın konumuna göre, rıza-yı ilâhiye muvafık düşmeyen tavır ve davranışlar söz konusu olabilir. İşte bu noktada bize düşen irademizin hakkını vererek her türlü istek, arzu, talep ve tercihimizde murad-ı ilâhîyi yakalamaya çalışmak ve ona göre hareket etmek olmalıdır. Bunun için de yolların ayrılış noktasında, işin iç yüzünü tam olarak bilemediğimizi, net olarak göremediğimizi itiraf ederek gönülden Allah’a yönelmeli, tercihimizi O’na havale etmeli ve murad-ı Sübhanîsi hangi istikamette ise bizi o yöne tevcih buyurmasını talep etmeliyiz.

Mübah Dairesinde Murad-ı İlâhîyi Takip

Hadis-i şeriflerdeki dua ifadelerinden mülhem sıkça yapmaya çalıştığımız اَللّٰهُمَّ عَفْوَكَ وَعَافِيَتَكَ وَرِضَاكَ، اَللّٰهُمَّ إِلٰى مَا تُحِبُّ وَتَرْضٰى“Allahım benim bütün talebim; affın, âfiyetin ve rızandır. Allahım, Senden, başka değil sadece Senin sevip ve razı olduğun şeyleri istiyorum.” şeklindeki dua bu mevzuda bizim her zaman başvurabileceğimiz daha doğrusu başvurmamız gereken bir “menhelü’l-azbi’l-mevrûd”dur.

Bu duada birinci derecede istenilen Rabbimizin affıdır. O’nun affı, insanın yapmış olduğu veya yapması muhtemel bulunan hataları silmesi, tabir caizse üzerine bir çarpı koyması, görmezden gelmesi; Settâr ismiyle onları setredip Gaffâr ismiyle mağfiret buyurması demektir.

214