Bu ilâhî beyandaki بِالْحَقِّ kaydı çok önemlidir; kısaca, “hak ile, gerçeğin ta kendisine malik olarak” mânâsına gelen bu ifadeye bağlı kalındığında âyetten şunlar anlaşılacaktır: Habîbim! Şüphesiz Sen hem beşîr hem de nezîrsin; fakat, Sen insanları faydasız kuruntularla ümitlendirmediğin gibi, onları boş yere de korkutmazsın. Kimi anne-babaların bir kısım öcülerden bahsederek “Aman şunu yaparsan şöyle olur; bunu tutarsan böyle olur!” dedikleri ve böylece çocuklarını korkutup onları bazı şeylerden sakındırdıkları misillü değildir senin nezîrliğin. sen, kendince güzel gördüğün şeylere yönlendirmek ve yine kendince çirkin kabul edip âkıbet itibarıyla tehlikeli gördüğün şeylerden sakındırmak için masalları, üstureleri ve mübalâğalı ifadeleri kullanmaktan berîsin. Evet, sen bir beşîr ve nezîrsin ama gerçeklerin en gür sesi Kur’ân-ı Hakîm’in mükâfat ve mücâzat muhtevalı hakikatlerini bildiren, Cenâb-ı Hakk’ın vaadlerini müjdeleyen, O’nun hak vaîdlerini haber veren, Hakk’ın mesajlarını sabit birer gerçek olarak tebliğ eden ve böylece Hak namına hakka tercümanlık yapan bir beşîr ü nezîrsin. Senin muştulu haberlerin de, tehlikelere dikkat çeken sözlerin de hep Cenâb-ı Hakk’ın vahyine dayanmaktadır. Bu itibarla, sen insanları hakikate yönlendirirken hakkı söyleyen bir beşîr olduğun gibi, kötülüklerden ve su-i âkıbetten sakındırırken de yine hakkı gözeten bir uyarıcısın.