Diğer taraftan, selef-i salihînin de belirttiği üzere, sohbetimize mevzu teşkil eden hadis-i şerifteki لَا تَغْضَبْ“Öfkelenme!” sözünün mânâsı hiç kimseye ve hiçbir şeye kızma, hiç hiddet gösterme, asla öfke izhar etme demek değildir. Zira, öfkenin kendisinin yasaklanması mevzubahis olamaz. Çünkü, daha önce de üzerinde durulduğu gibi, öfke tabiî bir duygu ve fıtrî bir hâldir; insanın cibilliyetinden sökülüp atılamaz. Dolayısıyla, öfkeyi bütün bütün yasaklamak, muhali teklif etmek mânâsına gelir. Öyleyse, hadis-i şerifteki emirden murad, bu konuda yapılacak temrinler sayesinde gazap duygusunun zimamını akıl ve iradenin eline vermek ve böylece öfkenin yönünü değiştirmektir.
Bu hususa dikkat çeken Nur Müellifi, istikbal endişesi, hırs ve inat gibi fıtrî duyguların yok edilemeyeceğini, bunların her birinin meşru bir kullanma yeri ve yönü bulunduğunu; dolayısıyla, bu kuvveleri yok etmeye değil, onları hayır yolunda kullanmaya çalışmak gerektiğini anlatır. İnsana verilen mânevî güç, kuvvet ve duyguları nefis ve dünya hesabına istimal etmenin kötü ahlâka ve israfa sebep olacağını; fakat, hafiflerini dünyevî işlere ve şiddetlilerini de uhrevî vazifelere sarf etmenin ise, güzel ahlâkı ve saadet-i dareyni netice vereceğini ifade eder. Hazreti Üstad, bu konuda nihaî hükmünü verirken şöyle der:
“Tahmin ederim ki, nâsihlerin nasihatlerinin şu zamanda tesirsiz kalmasının bir sebebi şudur: Ahlâksız insanlara “Haset etme, hırs gösterme, adâvet etme, inat etme, dünyayı sevme.” derler; yani, “Fıtratını değiştir” demek gibi, zâhiren onlarca mâlâyutak bir teklifte bulunurlar. Eğer deseler ki, “Bunların yüzlerini hayırlı şeylere çeviriniz, mecrâlarını değiştiriniz”; o zaman, hem nasihat tesir eder, hem daire-i ihtiyarlarında bir emr-i teklif olur.”6
Dipnotlar
- 6 Bediüzzaman, Mektubat s.32 (Dokuzuncu Mektup).