İlm-i ilâhîde ilk taayyünün muhatabı hakikat-i Ahmediye (aleyhissalatü vesselâm)’dır. Nübüvvetle serfiraz olmadan evvel, İnsanlığın İftihar Tablosu’na “Ahmed” deniyordu. Hazreti İsa da ondan bahsederken “Ahmed” diyordu. Risaletten sonra ise, o gök ehlince de “Muhammed” namıyla anılır oldu. Artık onun unvan-ı zişanı “Ahmedün Resûlullah” değil, “Muhammedün Resûlullah” idi. Bu itibarla da, ilk taayyün hakikat-i Ahmediye ile ifade edilmektedir. İlk yaratılanın akıl ve kalem olduğunu belirten hadislerde de aslında hakikat-i Ahmediye’ye işaret vardır. Çünkü, Nur Müellifi’nin yaklaşımıyla, şu kâinata büyük bir kitap nazarıyla bakılacak olursa, Peygamberimiz’in (aleyhi ekmelüttehâyâ) nuru, o kitabın kâtibinin kaleminin mürekkebidir. Şayet bütün varlık büyük bir canlı farz edilecek olursa, O’nun nuru, bilumum varlığın ruhu demektir.
Levh-i Mahv u İsbat ve Sürekli Değişimler
Dolayısıyla, bu ilk taayyünle beraber, fizikî ve metafizikî dünyalarla alâkalı her nesne Levh-i Mahfuz’da bir taayyün görmüş, belirlenmiş ve mevsimi gelince de, oradaki programa uygunluk içinde ortaya çıkmıştır. İşte, bu noktada, İslâm âlimleri, Levh-i Mahfuz’un yanında, “Allah dilediğini mahv u isbat eder ve ana kitap (Ümmü’l-Kitap) O’nun nezdindedir.” âyetinin delâletiyle, bir de “Levh-i Mahv u İsbat”tan bahsetmişlerdir.
Dipnotlar
- 1Bkz.: es-Suyûtî, el-Hâvî 1/325; el-Halebî, es-Sîratü’l-Halebiyye 1/240.
- 2Bkz.: İbn Asâkir, Târîhu Dimaşk 17/371; İbn Adiyy, el-Kâmil 1/337.
- 3Bkz.: Buhârî, bed’ü’l-halk 6, menâkıbü’l-ensâr 42; Müslim, îmân 259.
- 4Bkz.: Âl-i İmrân sûresi, 3/144; Ahzâb sûresi, 33/40; Fetih sûresi, 48/29.
- 5el-Cürcânî, et-Ta’rifât s.122.
- 6ed-Deylemî, el-Müsned 1/13; İbn Hacer, Fethu’l-bârî 6/289.
- 7Tirmizî, kader 17, tefsîru sûre (68) 1; Ebû Dâvûd, sünnet 16.
- 8Bediüzzaman, Mesnevî-i Nuriye s.105 (Habbe).
- 9Ra’d sûresi, 13/39.