İçeriğe geç

Evet, tevbe, tecdid-i iman, ibadet ü taat, musibetlere karşı sabır ve i’lâ-yı kelimetullah.. bunların hepsinde Allah Teâlâ’nın merhametinin ayrı bir tecellî dalga boyu sezilmektedir. Bu vesileler, insanı beşerî kirlerden arındırmakta, böylece Hak maiyyetine mazhar kılmakta ve ona Cennet’e girmek için liyakat kazandırmaktadır. Madem kulluk yolunda maruz kalınan sıkıntılar, insanı Cennet’e, Cemâlullah’ı temâşâya ve Rıdvan’a ulaştıracak bir burak hâlini almaktadır; öyleyse, ubûdiyet çizgisinde çekilen meşakkatler büyük zahmetler olarak görülmemelidir. Burada Allah’ın ve Resûl-i Ekrem’in maiyyetine ermek, üns billaha ulaşmak; ötede de Cennet’e girmek, Enbiyalar Sultanı’nın sofrasına oturmak, ona ikram edilen nimetlerden istifade etmek, dahası her türlü lütfun verasında rü’yete ve rızaya nail olmak gibi, mukabilinde bütün yeryüzü ve semalar verilse elde edilemeyecek kadar büyük nimetler karşısında bir kısım dünyevî meşakkatler hiç bahse değmeyecek ölçüde küçük sayılmalıdır.

Sözün özü; bir mü’min, başına gelen her musibeti, işlediği bir kötülüğün neticesi bilmeli ve onu kasvet bağlamış ufkunun açılmasına bir vesile telâkkî etmelidir. Ayrıca, ahirete inanan bir insan, iman hizmetinde en önlerde olsa da, nefsî ve şeytanî tuzaklara düşmemek için temkini hiç elden bırakmamalı, her zaman kendisinin dini teyid eden bir racul-i fâcir olabileceğinden korkmalı; fakat, hâlâ bu salih dairede bulunuyor olmadan dolayı da Allah’a karşı hamd ü senâ hisleriyle dolmalı ve kendisine bahşedilen bu arınma fırsatını en iyi şekilde değerlendirmeye çalışmalıdır.

136