İçeriğe geç

Fakat, Allah Teâlâ, Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz’e وَمَۤا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ“Ey Habîb-i Zîşânım! Biz seni –başka değil– bütün âlemlere rahmet olarak gönderdik.”6 derken, “mütekellim-i maalgayr” sîgasını kullanmış ve “Biz” diye hitap etmiştir; çünkü, Rahmet Peygamberi’nin gönderilişi bütün mahlûkatı ilgilendiren bir hâdisedir.

Evet, Kainâtın Medar-ı Fahrı’nın âlemlere rahmet olarak gönderilmesi, bütün varlığı alâkadar eden bir husustur; zira, inananlar O’nun sayesinde dünyevî ve uhrevî hayatlarını tanzim eder ve ebedî huzuru kazanırlar. İmanın lezzetini tadamayanlar da, hiç olmazsa küfr-ü mutlaktan kurtulur, küfürlerini tereddüte ve şekke dönüştürürler; İslâm’ın prensiplerinden istifade eder, hayatlarına bir ölçüde de olsa dengeyi, düzeni hakim kılarlar ve böylece dünyevî lezzetlerin kendileri için bütün bütün acılaşıp zehir hâlini almasından kurtulmuş olurlar.

Habîb-i Ekrem’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir peygamber olarak gönderilmesi ins ü cinnin yanı sıra bütün hayvanları ve bitkileri, hatta canlı-cansız topyekün varlığı alâkadar eder. Çünkü o, bütün canlıların haklarına dair prensipler getirmiştir. Küfür sebebiyle umumi bir mâtemhâne hâlini alan kainât, Seyyidü’l-Enâm sayesinde mektubat-ı samedânî keyfiyetine bürünmüş ve her varlık kendi seviyesine göre Hâlık-ı Kâinât’a bir ayna olmuştur. Evet, bütün mahlûkat, Resûl-i Ekrem’in gelişiyle şereflenmiş ve değer kazanmıştır. Dolayısıyla, O’nun peygamber olarak gönderilişi bütün mahlûkatı ilgilendiren bir mevzudur; bu itibarla da, O’na “Ey Resûlüm, Biz seni bütün âlemlere sırf bir rahmet olarak gönderdik!”7 şeklinde hitap edilmiştir. Cenâb-ı Hak, O’nunla saltanat-ı âmme hesabına umum beşerin duyabileceği bir tarzda konuşmuş ve “Biz” ifadesini kullanmıştır.

277