Haddizatında, Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı Kerim’de, her zaman “Ben” yerine “Biz” diye hitap etmemektedir; bir meselenin anlatılışına ve konunun akışına göre ilâhî hitap tarzı da değişmektedir. Sadece Zât-ı Akdes’in mevzuubahis olduğu yerlerde hem hitap şekli hem de fiil sîgası müfret (tekil) gelmektedir. “Kullarım Beni senden soracak olurlarsa, bilsinler ki Ben pek yakınım. Bana dua edenin duasına icabet ederim. Öyleyse onlar da dâvetime icabette bulunsunlar ve hakkıyla inanıp Beni tasdik etsinler ki doğru yolda yürüyerek selâmete ersinler.”2“Ben cinleri ve insanları sırf Beni tanıyıp yalnız Bana ibadet etsinler diye yarattım.”3, “Muhakkak ki Ben’im gerçek İlâh. Benden başka yoktur ilâh. O hâlde sen de yalnız Bana ibadet et. Beni anmak için namazı ikâme et.”4
İşte, sadece birkaç misal olması bakımından meallerini verdiğim bu âyet-i kerimeler misillü pek çok beyan-ı ilâhîde mütekellim-i vahde (konuşan kimsenin yalnız kendine ait fiili gösteren kelimelerin sîgası, birinci tekil şahıs) kalıbı kullanılmaktadır. Çünkü, bu ifadelerde, tevhid, ibadet ve ihlâs gibi hususların doğrudan Cenâb-ı Hakk’ın Zât’ıyla alâkalı olduğuna ve bu konularda arada hiçbir vasıta kabul edilemeyeceğine dikkat çekilmektedir.
Dipnotlar
- 2 Bakara sûresi, 2/186.
- 3 Zâriyât sûresi, 51/56.
- 4 Tâhâ sûresi, 20/14.