Evet, bazı sofiler, râbıta-i mevti yürüdükleri yolun önemli bir rüknü kabul etmiş; tûl-i emelin menşei olan tevehhüm-ü ebediyeti (hiç ölmeyecekmiş gibi yaşama ve dünya hayatının sürüp gideceğine inanma kuruntusunu) o râbıta ile izale etmeye çalışmışlardır. Üstad’ın ifadesiyle, onlar farazî ve hayalî bir surette kendilerini ölmüş tasavvur ve tahayyül etmiş; yıkanıyor ve kabre konuyor olduklarını farz etmiş; düşüne düşüne, nefs-i emmârenin o tahayyül ve tasavvurdan müteessir olacağına ve uzun emellerinden bir derece vazgeçeceğine inanmış ve râbıta-i mevti bu şekliyle uygulamışlardır.7 Bu türlü bir uygulamada, âkıbeti düşünmek suretiyle hayalen gelecek zamanı hâle taşımak ve istikbalde vuku bulacak hâdiselerin o anda cereyan ettiğini farz etmek esastır. Ölüm düşüncesinde yoğunlaşmak ve bu sayede nefsi öleceğine ikna etmek, bunu sık sık tekrar ederek onu ölüm fikrine iyice alıştırıp tûl-i emelin önünü almak hedeflenmektedir.
Bediüzzaman’a Göre Râbıta-i Mevt
Bediüzzaman Hazretleri de, ihlâsı kazanmanın ve muhafaza etmenin en müessir bir sebebinin, râbıta-i mevt olduğunu belirtmiş; onu “ölümünü düşünüp, dünyanın fâni olduğunu mülâhaza edip, nefsin desiselerinden kurtulmak”8 şeklinde tarif etmiş; riyâdan nefret ettiren ve ihlâsı kazandıran râbıta-i mevt vesilesiyle Eski Said’in Yeni Said’e inkılap ettiğini söyleyerek başta Haşir Risalesi ve İhtiyarlar Risalesi olmak üzere eserlerinde o râbıtayı ve ölümün ehl-i iman hakkındaki nuranî, hayattar ve güzel hakikatini nazara vermiştir. Ayrıca, “Kırk sene ömrümde, otuz sene tahsilimde yalnız dört kelimeyle dört kelâm öğrendim.”9 diyerek başladığı Katre Risalesi’nde şerh ettiği kelâmlardan biri de اَلْمَوْتُ حَقٌّ“Ölüm haktır.”10 gerçeği olmuştur.
Dipnotlar
- 7 Bkz.: Bediüzzaman, Lem’alar s.204 (Yirmi Birinci Lem’a, Dördüncü Düstur).
- 8 Bkz.: Bediüzzaman, Lem’alar s.204 (Yirmi Birinci Lem’a, Dördüncü Düstur).
- 9 Bediüzzaman, Mesnevî-i Nuriye s.44 (Katre, Mukaddime).
- 10 Bediüzzaman, Mesnevî-i Nuriye s.44 (Katre, Mukaddime).