İçeriğe geç

Bundan dolayı, râbıta-i mevtle beraber, çok sağlam bir ulûhiyet mülâhazası üzerinde de durulmalı, muhavere mevzuları sürekli sohbet-i Cânân etrafında örgülenmelidir. Allah’ın insanın kalbine bakmadığı bir an yoktur. Cenâb-ı Allah bütün insanların kalblerine her an nazar etmektedir. O bütün varlığı her şeyiyle muhittir. Hiçbir mahluk, O’nun sıfatlarının ihatası dışında kalmaz. O her şeyden haberdar olduğu gibi, bizi ve amellerimizi de görmektedir. İşte, gönülleri bu mülâhazalarla doldurmazsanız, ölüme, haşre, mahşere, hesaba, mizana, Cennet’e ve Cehennem’e iman meselesini de sağlam bir zemine oturtamazsınız. Aynı hususu, peygamberlere, kitaplara ve meleklere iman gibi imanın diğer rükünleri için de düşünebilirsiniz. Yani, rabıtâ-ı mevtin ve öldükten sonra dirilmeye imanın getireceği faydaları temin edebilmek için erkân-ı imaniyenin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Ölüm ve ölüm ötesini hatırdan çıkarmama böyle küllî ve tahkikî bir imana bağlıdır. Zaten, Bediüzzaman Hazretleri de, hakikî ihlâsa ulaşmak ve onu muhafaza etmek için râbıta-i mevtle beraber iman-ı tahkikînin hâsıl ettiği kalb huzuru ve mârifet-i Sâni’den kaynaklanan nurlar sayesinde Cenâb-ı Hak’la münasebet içinde bulunmak gerektiği üzerinde durur.20

524