İçeriğe geç
Avâlim sende pinhandır, cihanlar sende matvîdir.”

dediği gibi, pek çok insan, yeryüzünde Allah’ın halifesi olduğundan bîhaberdi… Bütün mahlukât arasında Hakk’ın gözdesi olarak yaratıldığının şuurunda değildi… Topyekün varlığın özü, usâresi ve Yüce Yaratıcı’nın en parlak aynası olduğundan habersizdi. Cennet’e namzet olarak yaratılmıştı; fakat, ateşe doğru yürüyordu… Selim bir fıtratla dünyaya gelmişti; ama dâllîn güruhundan olmuş, gazab-ı ilâhîyi celbedenler arasında dolaşıyordu.

Evet, Resûl-i Ekrem Efendimiz, insanların bu hâlini gördükçe âdeta kendine kıyarcasına ızdırapla kıvranıyordu; o hassas ruhu insanlığın dertleriyle inliyordu. Dert ve ızdırabın tahammül edilemez bir keyfiyet aldığı anlarda ise, Cenâb-ı Hakk’ın hem tadil hem de takdir ifade eden hitabı imdada yetişiyordu. Allah (celle celâluhu) bir gün O’na, “(Habibim) Sen dilediğin herkesi doğru yola eriştiremezsin! Ancak Allah dilediğini doğruya hidâyet eder.”4 diyerek, inandırmanın şe’n-i rubûbiyete ait bir iş olduğunu hatırlatıyor; bir başka gün de “Onlar iman etmiyorlar diye neredeyse üzüntüden kendini yiyip tüketeceksin.”5 sözüyle O’na tembih buudlu bir iltifatta bulunuyordu.

Tadil ü Takdir Âyeti

383