İçeriğe geç

Rehberimiz Hazreti Muhammed (aleyhi efdalüssalavât ve ekmelüttahiyyât) ise ki, O’dur; O’nun hayatı kılı kırk yararcasına hak hukuk gözetmenin misalleriyle doludur. Bir gün, Peygamber Efendimiz ashabına dönerek, “Sizden kime bir haksızlık yapmış isem, şimdi benden hakkını alsın, ahirete bırakmasın.” der. Bu sözünü üç defa tekrar edince yaşlı bir sahabi olan Hazreti Ukkâşe ayağa kalkar. Bir savaşta, Allah Resûlü’nün değneğinin onun sırtına değdiğini söyler. Resûlü Ekrem, bir değnek getirtir ve hakkını alması için Hazreti Ukkâşe’ye seslenir. Bu manzarayı hayretle seyreden Hulefâ-i Râşidîn Efendilerimiz, Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin, Peygamber Efendimiz’e bedel kendilerine kısas uygulanmasını isterler, bu konuda ısrar ederler; Allah Resûlü’ne kıyamaz ve ağlarlar. Fakat, Peygamber Efendimiz, öne çıkar, sırtını uzatır ve “Hakkını al!” der. Ukkâşe (radıyallâhu anh) “Yâ Resûlallah! Bana vurduğunuz zaman üzerimde elbise yoktu!” deyince, Peygamberimiz hemen sırtını açar. Bu sahneyi gören sahabe-i kiramdan bazıları yüksek sesle ağlamaya başlarlar. Hazreti Ukkâşe, Peygamberimiz’in mübarek sırtına yaklaşır, dudaklarını yapıştırır, bir güzel öper ve sonra da “Anam babam sana feda olsun yâ Resûlallah! Senden hak iddia etmek benim ne haddime!” der. Allah Resûlü, hakkını helâl etmesi için ona ısrar edince, Hazreti Ukkâşe, büyük bir mahcubiyet içinde, ahirette şefaatçi olması recasıyla bütün haklarından vazgeçtiğini söyler. Peygamber Efendimiz de, “Kim Cennet’teki arkadaşımı görmek isterse bu yaşlı adama baksın.”11 diyerek onu müjdeler.

335