Denebilir ki, Meymûne Validemiz’in mevlâsı Atâ İbn Yesar’dan Atâ İbn Ebî Rebah’a, İmam Mesruk’tan Tâvûs İbn Keysân’a kadar nice büyükler ve özellikle hadis imamlarının neredeyse yüzde sekseni mevâliydi. Onların çoğu bir kölenin oğlu olarak ele düşmüş; evsiz barksız ve kimsesiz kalmışlardı. Daha sonra, inanan insanlar onları yanlarına almış, beslemiş, büyütmüş, yetiştirmiş ve olgun birer insan olarak topluma kazandırmışlardı. Onlar da, bir yönüyle o ezik yanlarını bir rüzgâr gibi arkalarına almış ve bir boşluğu doldururcasına kendilerini tamamen dine vermişlerdi. Neticede onların her biri başımızı ayaklarının altına koyacağımız imamlardan bir imam olmuştu. Dolayısıyla, ister Gandi’nin mülâhazasına, isterseniz de tarihin o safhasına bakarsanız, hâl-i hazırdaki bu problemi çözme hesabına bu yolu da kullanmanın isabetli olacağını görürsünüz.
Bu arada, şunu da ifade etmeliyim ki, evlâtlıkların hakikî evlât gibi sayılmayacağını belirten âyet ve evlât edinme ile alâkalı bazı sınırlamalar kat’iyen kimsesiz çocuklarla ilgilenmeme anlamına gelmez. Söz konusu âyet ve hükümler, câhiliye devrinde carî olan ve sıhrî hısımlık, nesep, evlenme, boşanma ve miras konularında öz çocuklarınkine denk hükümler doğuran evlâtlığı kaldırmıştır. Yoksa, bir Müslüman, herhangi bir çocuğa bakabilir; onu eğitip meslek sahibi yapabilir ve bundan dolayı da büyük sevap kazanabilir.
Evlât Edinme ve Süt Hısımlığı