İçeriğe geç

Cenâb-ı Allah, Kur’ân-ı Kerim’de اُدْعُونِۤي أَسْتَجِبْ لَكُمْ“Bana dua edin ki size karşılık vereyim.”8 buyuruyor. Bu, ne bizim ne de başkalarının mesajı; doğrudan doğruya O’nun kendi beyânı.. “Dua edin icabet edeyim.” diyen –hâşâ– bir âciz değil, her şeye gücü yeten, Kâinatın Sultanı.. “Kullarım Beni senden soracak olurlarsa, bilsinler ki Ben pek yakınım. Bana dua edenin duasına icabet ederim. Öyleyse onlar da dâvetime icabet ve Bana hakkıyla inanıp tasdik etsinler ki doğru yolda yürüyerek selâmete ersinler.”9 mealindeki âyet de ayrı bir dua çağrısı. Böyle olunca, Cenâb-ı Hakk’ın bu vaadine ve davetine binaen biz de ellerimizi açıp sürekli O’na dua etmeliyiz. Dua ederken de, himmetimizi âlî tutmalı; yakın çevremizden başlayarak inananları ve bütün insanlığı kucaklamalıyız.

Kur’ân-ı Kerim, Hazreti İbrahim’i anlatırken, إِنَّ إِبْرٰيهِيمَ كَانَ أُمَّةً“Muhakkak ki İbrahim bir ümmet idi.”10 buyurmaktadır. Zira, Bediüzzaman Hazretleri’nin ifadesiyle, “Kimin himmeti milleti ise, o tek başına bir ümmettir.”11 Bir insanın tek başına bir millet olması, bir milletin himmeti genişliğinde himmet taşıması mânâsına gelir. “Vicdan genişliği” sözcüğüyle de dile getirdiğimiz bu engin himmet, bütün insanlığı kucaklama, geniş bir vicdanla bütün insanlık için Allah’a yönelme ve bütün insanlığın hidayetini, mutluluğunu isteme âlicenaplığıdır. Bu vicdan genişliğinin temsilcisi olan bir insan, bir fert iken âdeta bir millet hâline gelir; bilhassa Allah nazarında bir millet kıymetine ulaşır.

413