Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) geçmiş dönemde yaşamış bir yiğidin hâlini birkaç fotoğraf karesi içinde anlatır ve buyurur ki: Sağına baktı, sağlam kimse göremedi; soluna baktı, ayakta kalmış bir fert bulamadı; herkes dökülmüştü ve o cephede tek başına kalmıştı. “Demek iş başa düştü, deyip atını mahmuzladı… Gitti ve bir daha da geriye dönmedi…”3 İşte bu hâl, her devrin dava adamlarının hâlidir. Şu kadar var ki, o kahraman, maddî bir mücadelede ve muharebe meydanında bir mücahidin yapması gerekeni yapmıştır. Maddî kılıcın kınına girmesi gerektiğine ve artık mücahedeyi Kur’ân-ı Kerim’in elmas düsturlarıyla sürdürme zamanı olduğuna inanan insanlara gelince; onları memleket memleket sürgüne gönderseler, zindanlara atsalar, her gün biri için idam sehpası kursalar, Hazreti Mesih’in havarilerine yaptıkları gibi çarmıhlara gerseler ve arkadaşlarını götürüp oralara mıhladıktan sonra aynı akıbetle onları da tehdit etseler bile, yine de hak bildikleri yoldan dönmemek, hak ve hakikatin sesi soluğu olmak da bu yiğitlerin şiarıdır. Onlar, böyle bir mücadelenin dışında ölürlerse, işte o zaman akıbetlerinden korkar ve üzülürler; belki rahat anlarını endişelerle karşılar ve şöyle derler: “Emr-i bi’l-ma’ruf, nehy-i ani’l-münker yapmadığım bir zeminde, rahat döşeğimde yatarken ölürsem nice olur benim hâlim; aman Allahım, bu ne zillettir!” Hazreti Halid’in vefat esnasında söylediği sözler4 onların kulaklarında çınlar; hayatı cephelerde geçen, vücudunda para kadar yara almadık yer kalmayan büyük sahabinin, yatakta vefat ediyor olmaktan duyduğu elemi onlar da kendi gönüllerinde hissederler. Bir yerden bir yere hizmete giderken trafik kazasında ölmeyi, yurtdışına gidip hicret yurdunda ötelere yürümeyi ve Allah rızası için i’lâ-yı kelimetullah adına bir işe omuz verirken ahirete göçmeyi cana minnet sayarlar. Hazreti Azrail’i, bu yolların birinde karşılamaktan memnun olur ve “Rabbim, Sana sonsuz hamd olsun ki vazife başında canımı aldın; dilerim, bunu bir şefaat vesilesi olarak kabul buyurur ve beni de affedersin!” duygusuyla kanatlanıp öbür âleme uçarlar.
Dipnotlar
- 3 Bkz.: İbn Hibbân, es-Sahîh 6/298.
- 4 İbn Abdilberr, el-İstîâb 2/430; İbn Asâkir, Târîhu Dimaşk 16/273.