Evet, bizim belki bir Sartre’dan da alacağımız şeyler olabilir; onun fikirlerine bütünüyle katılmasak da, herkeste potansiyel olarak şöyle böyle bulunan bir bohemlik realitesiyle alâkalı bazı hususları ondan öğrenebiliriz. Freud’un anne-çocuk münasebetlerine dair ortaya attıklarına iştirak etmesek, “libido” nazariyesini yanlış ve yakışıksız bulsak da, onun şuuraltı ile alâkalı bazı sözlerini de görmezlikten gelemeyiz. Şimdi, eğer biz, sağlam bilgilerle ve bir yönüyle düşünce dünyamızı koruyacak din usûlüne dair meselelerle donanmış bir zihne sahipsek onları okurken kendi yorumlarımızı da yapabiliriz. Okuduklarımızın faydalı yanlarını alır, kullanır; muhtemel zararlara ve düşünce kaymalarına karşı da korunmuş oluruz.
Zihnin Silkelenmesi Nasıl Olur?
İşte, zihnin silkelenmesini de bu çerçevede anlamak lazım. Bir dönemde, okuyup meşgul olduğumuz, öğrenip değer verdiğimiz hususlarda iyi bir ayıklama yapamamışsak, zihnimize koyduğumuz şeyleri din eleğinden geçirmemişsek ve her nasılsa zihnimiz bir kısım muzahref bilgilerle kirlenmişse, o mevzudaki sabit ve değişmeyen disiplinlerimizi esas ölçü kabul ederek, malumâtımızı ölçüp tartmamız ve elenenleri kapı dışarı etmemiz, bir nevi zihnimizi silkeleyerek onu çer çöpten temizlememiz gerekmektedir. Yani, yazıp söylediklerimizin, düşünce ve sözlerimizin dinin esasları zaviyesinden filtre edilmesi lazım. Yoksa, zihnimiz uzun süre silkelenmediği için onda yer eden, oraya iyice yerleşen yanlış kabul ve batıl inançlar düşüncelerimizi yönlendirir ve bizi yanlış hükümlere götürür.