Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) tavır ve davranışları bu konuda da en güzel örnektir: O’nun kadar Allah’a güvenen ve Cenâb-ı Hakk’a itimat eden başka bir insan yaratılmamıştır. O’nun, içini dökerek Allah’tan istediği bir şeyin gerçekleşmemesi söz konusu değildir. Allah (celle celâluhu), Peygamber Efendimiz’in her isteğini kabul etmiş ve O’na çok hususî lütuflarda bulunmuştur. Bununla beraber, İnsanlığın İftihar Tablosu, plan ve projelerini harikulâdeliklere bina etmemiş, sadece kavlî dualarla yetinmemiş ve her meselede sebepleri de gözeterek gereken esbâbı yerine getirmiştir. Meselâ, Bedir Savaşı’na çıkarken “Dua ederiz, Allah bizi muzaffer kılar.” demekle iktifa etmemiş; şart-ı adi planında zafere götüren vesileleri de hazırlamıştır. Askerlerini çok stratejik noktalara yerleştirmiş, su kuyularını kapattırmış, açık bıraktığı tek kuyunun başına muhafızlar koymuş ve sebeplere riayetin hakkını da vermiştir. Bunun akabinde de, ilâhî nusret ekstradan bir lütuf olarak gelmiştir. Bir sahabi efendimiz diyor ki: “Savaş sırasında bütün âfâkı birdenbire ‘İlerle Hayzum!’ şeklinde lâhûtî bir sadâ ve bir kamçı sesi doldurdu. Resûl-i Ekrem buyurdular ki, “Hayzum,Cibril’in atıdır. Kamçıyı vuran da O idi.”2 Hazreti Cibril, o gün başına Zübeyr b. Avvam’ın sarığı cinsinden sarı bir sarık sarmış, sağa sola koşturmuştur. Evet, Allah (celle celâluhu), Habibini melekleriyle teyit etmiş; O’nu hiçbir zaman terk etmediği gibi, o gün de yalnız başına bırakmamıştır.
Dipnotlar
- 2 Müslim, cihâd 58; Saîd İbn Mansûr, es-Sünen 2/359.