Bu açıdan, aslâ keşif, keramet, haz ve zevk avcısı olmamalı, onlara karşı ciddi bir tavır almalısınız. Fevkalâdeden bazı şeyler, sırlar dünyasından sizin kapınızın önüne dökülünce de, şöyle demelisiniz: “Rabbim, bunu ben talep etmemiştim ama Sen gönderdin. Acaba, benim kestiremediğim bir hikmetin mi var? Yoksa, yürüdüğüm yol ve hizmet anlayışım hakkında başkalarının suizanları ve şüpheleri vardı da onları izale etmek için miydi bu fevkalâde ihsanlar? Benim bir tereddüdüm yoktu Yâ Rabbi. Ne Senin varlığın hakkında, ne gönderdiğin Peygamber hakkında, ne de bizim için seçip bağlanmamızı istediğin din hakkında ne bir desteğe, ne de bir direğe ihtiyacım var. Ben Sana, sadece Sana muhtacım. Sen benim olduktan sonra, ben sarsılmadan ayakta duracağıma inanıyorum. Ama bunu gönderdin… Bilemiyorum; ihtimal, birinin bir avansa ve takviyeye ihtiyacı vardı da onun için gönderdin. Eğer bu bir istidraçsa, ondan Sana sığınırım. Benim vefasızlığıma ve zaaflarıma binaen bunu gönderdinse, Senden onu istemiyorum; beni vefalı kılmanı, sadıklar arasına katmanı dileniyorum. İçimi vefa ve sadakatle doldur; bin cefa görsem de Senden ayrılmama azmi ve kararlılığı içinde bulunayım.” Evet, kulluk, bu duygularla dolu olmaktır. Kulluk, Allah’ın kapısında ortaya konan bu samimiyettir. O, imana müteallik bir meselenin vüzuh ve inkişafını dünyada her şeye tercih etmektir.