İçeriğe geç

Aslı münakaşaya açık olsa da anlatmak istediğinden ibret alınabilecek bir menkıbede denilir ki: Bir Hak dostu, ekim mevsimi geldiğinde bir talebesini çağırıp ona bir miktar tohum veriyor ve “Bunu al, hem kendi tarlana hem de benimkine tohum saç.” diyor. Talebe, üstadının emrini yerine getiriyor ve iki tarlayı da ekiyor. Hasat zamanı gelince gidip bakıyor ki, efendinin tarlasında hiç buğday çıkmamış, tohumların hepsi çürümüş veya serçeler, sığırcıklar taneleri kapmış götürmüş; fakat, kendi tarlası öyle boy atmış ki, belki bir dane yedi başak vermiş. Talebe, Hak dostunun yanına gelince işin hakikatini söylemeye cesaret edemiyor; hayır mülâhazasıyla ve üstadını memnun etme niyetiyle yalan söylüyor. –Aslında birini memnun etmek için de olsa yalan söylemek doğru değildir. Yalandan fevkalâde kaçınmak ve insanı Cennet’e koymak için bile yalan söylememek lazım. Üç yerde yalanın tecviz edildiğine dair bir rivayet vardır.4 Fakat, Hazreti Üstad’ın çağın müftüsü olarak bu konuda verdiği fetvayı esas almak ve “Zaman, yalanı nesh etmiştir.” demek daha doğrudur. Üstad Hazretleri, “Maslahat dahi yalan söylemeye illet olamaz. Çünkü, yalanın muayyen bir haddi yoktur; o, suistimale müsait bir bataklıktır. Hükm-ü fetvâ ona bina edilmez.”5 der.

359