İnsan kendine ait hiçbir beklentiye girmemeli. Bir arkadaşınızın değişik zamanlarda dediği gibi; adanmış bir ruh, kendisine Abdulkadir Geylânîlik bile verilse, “Allahım, ben sadece Senin rızanı istiyorum.” deme mevzuunda kararlı olmalı. Bundan sonra, bir peygamber gelmesi mümkün değildir. O kapı artık mühürlenmiştir. Birisi “Ben nübüvvetin rüyasını gördüm!” dese, hiç tereddüt etmeden ona, “Sen kezzabın ta kendisisin!” diyebilirsiniz. Çünkü, Hâtem-i Divân-ı Nübüvvet ile o iş bitmiştir. Fakat, vilâyet yolu kapanmamıştır; Allah bundan sonra da pek çok İmam-ı Rabbânî, pek çok Şâh-ı Geylânî, pek çok Muhammed Bahauddin Nakşibendî ve pek çok Hasan Şâzelî yaratabilir. İşte, insan öyle hâlisane bir kulluğa tâlip olmalıdır ki, Hasan Şâzelî Hazretleri onun ayağının ucuna kadar gelse, “Ben kendi devrimde şu hakikatin temsilcisi ve Allah’ın matmah-ı nazarıydım, Cenâb-ı Hak –tabir caizse– bir mercek gibi benden insanlığa bakıyordu. O’nun nazarı önce bana çarpıyor, benden de bütün insanlığa yayılıyordu. Şimdi ise, benim vazifemi sen omzuna alacak ve o hakikatin bugünkü temsilcisi sen olacaksın.” dese, adanmış ruh, gönül rahatlığıyla “Allahım, ben bunu istemiyorum, sadece Seni istiyor, Sana sadık bir kul olmayı diliyorum.” diyebilmelidir.
Hâsılı, Resûlullah Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) buyurmuşlardır ki: “Her kim Allah için olursa, Allah da onun için olur.”6 Evet, sırf Allah için olma, dava adamının vasfıdır ve böyle bir insan, ellerini açtığı her zaman Allah’ın rahmet ve inayetini yanında bulacaktır. İnsan, Allah’ın rızasını tahsile çalıştığı yolda maddî-mânevî füyûzat hislerinden fedakârlıkta bulunduğu nispette O’na daha yakın olacaktır.
Dipnotlar
- 6 Bkz.: Fahruddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-ğayb 7/84.