Şimdi Resûl-i Ekrem Efendimiz’in (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm) bunu nasıl başardığı, nasıl bir yol izlediği önemle üzerinde durulması gereken mühim bir meseledir. En başta ifade edilmesi gerekir ki, O, mübarek eşleri arasında her zaman hakkaniyeti gözetti ve adaleti temsil etti. Öyle ki Âişe Validemiz’in rivayet ettiği bir hadis-i şerifte, bir ay, bir ay daha, bir ay daha geçiyordu da hücre-i saadetlerinde ocak yanmıyordu.4 Bu çok zor bir meseledir. Çünkü O, peygamberlik misyonunun bir gereği olarak, hayatını fakr u zaruret içinde geçiriyor ve insanların zihninde peygamberlik misyonuna ait en küçük bir lekenin bulaşmasına fırsat vermiyordu. Evet, O, فَمَا سَأَلْتُكُمْ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِيَإِلَّا عَلَى اللّٰهِ“Çünkü ben sizdenücret beklemiyorum ki! Benim mükâfatım ancak Allah nezdindedir.”5 hakikatine sımsıkı bağlı yaşıyordu. اِتَّبِعُوا مَنْلَا يَسْأَلُكُمْ أَجْرًا وَهُمْ مُهْتَدُونَ“Kendileri hidayette olan ve sizden, yaptıkları tebliğ karşılığında ücret vemükâfat istemeyenlere tâbi olun!”6 hakikatinin canlı timsaliydi. Ruhunun ufkuna yürüdüğü dönemde, zırhının bir Yahudi nezdinde rehin olarak bulunduğunu hepiniz bilirsiniz.7 Ailesinin maişetini temin etmek üzere para bulamamıştı da, alacağı borç para karşılığında zırhını bir Yahudi’ye rehin olarak vermişti. Kendisi sert, kuru bir zeminde yatıyordu.8 Hatta “Îlâ hâdisesi” münasebetiyle O’nun yanına giren bir sahabî gördüğü manzarayı anlatırken, cumbasında bir hasır üzerinde yattığını ve o hasırın da vücudunda iz bıraktığını bize haber veriyor.9 Şimdi O, hayatını bu kadar bir sadelik içinde götürünce, mübarek eşleri de dahil olmak üzere insanların bu mevzuda O’na bir şey demeleri mümkün değildi. İşte o hanenin içinde böylesine bir adalet ve hakkaniyet vardı ki, kimsenin O’na itiraz etmeye hakkı olamazdı.
Dipnotlar
- 4 Buhârî, hibe 1, rikak 17; Müslim, zühd 26, 28.
- 5 Yûnus sûresi, 10/72.
- 6 Yâsîn sûresi, 36/21.
- 7 Buhârî, cihâd 89; Tirmizî, büyû’ 7; İbn Mâce, rühûn 1.
- 8 Buhârî, rikak 17; Müslim, libâs 37.
- 9 Buhârî, mezâlim 25 tefsîru sûre (66) 2, nikâh 83, libâs 31; Müslim, talâk 30, 31.