Hicrî ilk beş asır itibarıyla, araştırma ve hakikat aşkıyla dopdolu o dönemin insanları elhak meseleyi katlaya katlaya, muzaaf ve mük’abıyla ele almış ve farklı derinlikleriyle ortaya koymuşlardır. Fakat daha sonra kapılar yavaş yavaş kapanmış ve panjurlar da çekilmiştir. Sonra da metafizik ve psişik dünyanın yanında tekvînî emirlere karşı da talâk-ı selâse ile bir tatlik vukû bulmuştur. Bunun mânâsı bir daha onlarla bir araya gelmeme demekti. Fakat –meseleyi bir espriye bağlayarak ifade edecek olursak– sistemli düşünce, hakikat aşkı ve araştırma iştiyakından talâk-ı selâse ile boşandıktan sonra, bunları tekrar elde edebilmek için zevc-i aher gerekecekti. Biz bunları boşadıktan sonra yabancı düşüncelerle zifaf olduğumuzdan bu şart da yerine gelmiş oldu. Dolayısıyla böyle bir espriye bağlı olarak diyebiliriz ki, artık akıl ve kalbin yeniden zifaf mevsimi gelmiş demektir.
Entelektüel Yetiştirecek Zemin