Evet, bu insanlardan kimi, yirmi sene bir akrebin arkasında, bir diğeri kobraların, bir başkası da ceylanların peşinde koşturup durmuş. İşte böyle bir performans ve gayretin arkasında bir iltifatın olduğunu unutmamak gerekir. Batı’da böyle bir çalışma yapan kişi şöyle düşünür: “Ben burada yirmi sene diz çürüttüysem benim bu hizmetim karşılıksız kalmayacaktır. Görülüp gözetilecek, ödüllendirilecek ve çalışmalarımın karşılığını alacağım.” Gerçekten de öyle oluyor. Bilim adamları ve araştırmacılar gül gibi yaşayıp gidecek şekilde bir mükâfatla karşılık görüyorlar. Vâkıa, Einstein ve Edison gibi bazı kimseler, merak saikası, araştırma ve ilim aşkıyla hareket etmiş olabilir. Zaten bunlar sa’y ve gayretlerinin karşılığını almadan, mükâfat görmeden gitmiş insanlardır. Hatta sinemayı keşfeden insanın, gala gecesinde orada acından öldüğü söylenir. Fakat umumiyet itibarıyla denebilir ki, yapılan çalışmalar mükâfatlandırılmış ve karşılıksız bırakılmamıştır. Şimdi durum böyle olunca dinimizin bize emrettiği hakikat aşkı için biz nasıl koşturmalıyız, nasıl fedakârlıkta bulunmalıyız, onu sizin iz’an ve insafınıza havale edip geçmek istiyorum.