Evet, mal edinmede tehlikeli olan husus, niyet kirliliği ve bir kısım iç hesaplar peşinde koşmaktır. Bir kimse, “Acaba ben bu cereyan içine girerek ondan ne koparabilirim?” düşüncesiyle hareket ediyor ve hizmette geri, ücrette ileri bir konumda bulunmak istiyorsa kendisinin bir nifak içinde olmasından endişe edilir. Oysaki bu konuda Hazreti Pîr’in verdiği ölçü esas alınmalı, hizmette önde, ücrette ise arkada bulunmaya bakmalıdır.16 Evet, inanmış bir insan, canını-malını kaybetme pahasına da olsa hizmette önde koşmalı, ücret zamanı geldiğinde ise, geriye, gerilerin de gerisine, tâ en geriye çekilmeli, mücadele ve mücahedesinin bir karşılığı olarak herhangi bir beklentiye girmemelidir. Cenâb-ı Hak böyle bir duruşa öyle bir bereket ihsan eder ki, öbür tarafta onun geriye dönüşü rıza ve hoşnutluk şeklinde, belki Fahr-i Kâinat Efendimiz’le (aleyhi salavâtullahi ve selâmuh) maiyyet suretinde veya Râşid Halifelerle beraber diz dize aynı sofrada oturma hâlinde tecellî eder. Bence böyle bir hüsnüakıbet için ne yapılsa değer!
Böyle güzel bir akıbet için, zannediyorum, niyetlerimizi ve iç âlemimizi sürekli gözden geçirmemiz ve kendimizle sürekli yüzleşmemiz icap ediyor. Evet, ezan okumadan kamet getirmeye, namaz kıldırmadan hak ve hakikati haykırmaya kadar, her meselede, “Acaba ben burada nefsime bir pay çıkardım mı, ganimetten kendime bir pay ayırdım mı?” sorgulamasını kat’iyen mülâhazadan dûr etmemeliyiz. Zira biz, hayırlı işlerde kendimizi ne kadar dışarıda tutarsak o kadar o işin içinde sayılırız. Fakat biz ne kadar o işin içine girmişsek, onun içini biz doldurmuş olacağımızdan, hakikat de o ölçüde dışarıda kalmış olacaktır.
Dipnotlar
- 16 Bkz.: Bediüzzaman, Sözler s.519 (Yirmi Altıncı Söz, Zeyl).