Üstad Hazretleri de, “adem âlemleri” tabirini kullanıyor. Cenâb-ı Hakk’ın ilmi muhittir. İlmi, “vacib”e taalluk eder, “mümkin”e de taalluk eder ve aynı zamanda “madum”a da taalluk eder.5 Cenâb-ı Hakk’ın kudreti ve iradesi ise mümkine taalluk eder. Haddizatında, ademin vücuda gelmesi de mümkündür. Öyleyse, adem âlemleri de Cenâb-ı Hakk’ın kudret ve iradesinin taalluk sahası sayılır.
Cenâb-ı Hakk’ın ilmi ezelîdir. Aynı zamanda da ebedîdir. Ezel aynı zamanda ebed demektir. Zamansızlık, mekânsızlık demektir. Cenâb-ı Hakk’ın ilmi ezelden ebede kadar her şeye belli bir noktadan bakar, her şeyi ihata eder, her şeyi belli tutar. Hiçbir şey yokken, Cenâb-ı Hakk’ın ilmi, yine o yokları biliyordu. Bir kısım şeyler vardı ki, onlar sonradan meydana gelecekti, olacaktı; mümkinü’l-vücuddu. Onun karşılığında zaten Vacibu’l-vücud vardır. Demek ki, bugün meydana gelen şeyler kudret ve iradenin taalluk alanına girdiği gibi; şu anda yok olan şeyler de, ileride var olabilirler; dolayısıyla, onlar da yine “kudret”, “irade” ve “meşîet”in taalluk alanına girebilir.
Akılla çok şeyi kavrayamıyoruz. Bazı meselelerde farazî olarak bir fikir yürütüyoruz. Ama zatında bu husus doğru olabilir. Zât-ı Ulûhiyetle alâkalı zatında doğru olabilir. Belki meseleyi tam sağlam bir çerçeveyle ortaya koyamıyoruz. Yani, “kudret” ve “irade”, “yok”a nasıl taalluk ediyor, onu kavrayamıyoruz. Ama tamamen mümtenî de görmüyoruz.
Soru: “Kudret” ve “irade”nin taallukuyla varlık sahasına çıkan şeylerin, o taallukun kesilmesiyle yok olması söz konusu mudur?
Dipnotlar
- 5 Bediüzzaman, Mektubat s.61 (On Beşinci Mektup, Altıncı Sual).