İçeriğe geç

Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), bu hadiste son olarak, icabet edilmeyen duadan da Allah’a sığınıyor. Allah (celle celâluhu) bir âyette, وَاِذَا سَاَلَكَ عِبَاد۪ى عَنّ۪ـى فَـاِنّ۪ـى قَر۪يبٌۜ اُج۪يبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ اِذَا دَعَانِۙ“Kullarım Sana Beni soracak olurlarsa bilsinler ki Ben pek yakınım. Bana dua edenin duasına icabet ederim.”12 beyanıyla dualara cevap vereceğini haber verirken başka bir âyette ise kullarını duaya çağırıyor: وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُونِۤي أَسْتَجِبْ لَكُمْ“Rabbiniz buyurdu ki: Bana dua edin ki size icabet edeyim.”13

Burada şu hatırlatmayı yapmakta fayda var: Allah’ın, kullarının duasına icabet etmesi demek, istenilenleri her zaman aynıyla vermesi demek değildir. Çünkü bazen kulun istemiş olduğu şeyler, maslahatına aykırı olabilir. Dolayısıyla Allah, istediğinin daha güzelini vermek suretiyle kulunun duasına icabet eder. Bu, bir hastanın doktora, “Bana şu ilacı ver.” demesi gibidir. Doktor, hastanın istediği ilacı yararlı görmüyorsa onu değil, başkasını verir.

Öte yandan Tirmizî’de geçen bir hadis-i şerifte şöyle buyrulur: إِنَّ اللّٰهَ لَا يَقْبَلُ دُعَاءً مِنْ قَلْبٍ غَافِلٍ لَاهٍ“Allah (celle celâluhu) gafletle ve şuursuzca yapılan (ne dediğinin farkında olmayan) kalbin duasını kabul etmez.”14 Bu sebeple mü’mine düşen vazife, dualarına samimiyet ve ciddiyetle devam etmesidir. Öyle ki o, Allah’la arasındaki bütün engelleri bertaraf ederek kalbi ile doğrudan O’na yönelmelidir. Ağzından çıkan her bir sözü, taalluk ettiği mânâ itibarıyla mülâhazaya almalıdır. Her kelimeyi, kalbinin ritmine tesir edecek şekilde söylemelidir.

17