İçeriğe geç

Biz Allah’ın hoşnutluğunu elde etmeyi; O’nun yüce adını bayraklaştırmaya, muhtaç sinelere duyurmaya bağlamışız. Gönlümüzün ilhamlarını mayalayarak, çoğaltarak bütün insanlığın gönlüne boşaltma peşinde koşuyoruz. Bunun yanı sıra, bütün ülkelerin silahlanma yarışına girdiği ve türlü türlü vahşetlerin sergilendiği bir dönemde, insanlığın diyaloğa, sevgiye, paylaşmaya ve uzlaşmaya ihtiyacı olduğunu düşünüyor, dünyamızın sulh ve selametini bunda görüyoruz. Bu yüzden de insanlığa insanca yaşama yollarını göstermeyi Allah’a imanın bir gereği sayıyor ve kendimize vazife biliyoruz. Dünyayı bir cennet koridoru hâline getirmenin yolunun, paylaşmadan ve uzlaşmadan geçtiğine inanıyoruz. Bu yüzden bu duygu ve düşüncelerimizi herkese ulaştırmak istiyoruz. İnsanlık buna ne ölçüde sahip çıkar, bu fikirleri ne ölçüde inkişaf ettirir ne ölçüde uygulamaya sokar, bilemiyoruz. Bu, onlara kalmış bir meseledir, bizi alâkadar etmez.

Son olarak şunu da belirtmek gerekir ki biz, başkalarıyla aramızda diyalog köprüleri kurmak suretiyle onlardan da alacağımız değerler olduğuna inanıyor ve kendimizi bundan mahrum bırakmak istemiyoruz. Ne cimrilik yaparak sahip olduğumuz değerlerden ve müktesebattan (kazanımlardan) başkalarının mahrum kalmasına ne de başka kültür ve medeniyetlerin sahip olduğu güzelliklerden mahrum kalmaya gönlümüz razı olur.

Evet, evvel-ahir duygu ve düşüncemiz budur fakat bazı paranoyak ruhlar bunlara hiçbir zaman inanmayabilirler. Ne yaparsak yapalım ikna olmayacak insanlar var. Cennet’e bir merdiven koysak ve onlar da kendi gözleriyle Cennet’i görseler yine de, “Acaba öbür tarafta görmediğimiz bir çukur var da bunlar bizi oraya mı atmak istiyor!” diyerek yaptığımız işi kuşkuyla karşılayacak ve ucunda Cennet bile olsa koyduğumuz merdivenden çıkmak istemeyeceklerdir. Bu tür mütemerrit (inatçı) insanlar hiçbir devirde eksik olmamıştır, bundan sonra da olmayacaktır.

129