Bir insanın, kâfir olarak öldüğünü bildiği bir kişi için Allah’tan af ve mağfiret dilemesi, arzu ve hissiyatını Cenab-ı Hakk’ın bu konudaki muradının önüne geçirmesi demektir. İmansız olarak ölen, âhirete imansız olarak intikal eden biri hakkında şefaat etme, Allah’tan af ve mağfiret dileme veya hüsn-ü şahadette bulunma caiz olsaydı Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ömrü boyunca kendisine destek çıkmış ve hiçbir kötülüğü dokunmamış amcası Ebû Talip için bunu yapardı. Kur’ân-ı Kerim, şu âyetiyle müşrik olarak ölen kimseler hakkında af ve mağfiret dilemeyi kesin bir üslupla yasaklamıştır: مَا كَانَ لِلنَّبِـىِّ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوٓا اَنْ يَسْتَغْفِرُوا لِلْمُشْرِك۪ينَ وَلَوْ كَانُوٓا اُو۬ل۪ى قُـرْبٰى مِنْ بَعْدِ مَا تَـبَـيَّنَ لَهُمْ اَنَّهُمْ اَصْحَابُ الْجَح۪يمِ“Kâfir olarak ölüp cehennemlik oldukları kendilerine belli olduktan sonra, yakını bile olsa, müşriklerin affedilmelerini istemek ne Peygamberin, ne de mü’minlerin yapacağı şeydir.”54
Konuyla ilgili Kur’ân-ı Kerim’in Hz. İbrahim (aleyhisselâm) hakkında vermiş olduğu bilgiler de meselenin iyi anlaşılması adına oldukça önemlidir. Kur’ân, Hz. İbrahim’in, babası için ettiği şu duaya yer verir: وَاغْفِرْ لِاَب۪ٓى اِنَّهُ كَانَ مِنَ الضَّآلّ۪ينَۙ“Babamı da bağışla, o yolunu kaybetmiş, dalalete sapmıştı.”55 Şu âyette ise Hz. İbrahim’in, daha sağlığında iken babası için istiğfarda bulunma sözü verdiği beyan buyrulur: قَالَ سَلَامٌ عَلَيْكَۚ سَاَسْتَغْفِرُ لَكَ رَبّ۪ىۜ اِنَّهُ كَانَ ب۪ى حَفِيّاً“(İbrahim, babasına şöyle dedi:) Sana selâm olsun, senin için Rabbimden bağışlanma dileyeceğim. Çünkü O, bana karşı pek lütufkârdır.”56