Son cümledeki maksadı tamamlama adına şu soruyu mutlaka sormalıyız: Acaba ciddi bir oluşuma vesile olacak kahramanların, elde ettikleri başarılar karşısında ‘ucb ve fahr’e kapılmayacak ölçüde kıvamları tam mıdır? Zira ne tür bir değişim ve dönüşüme vesile olunursa olunsun, insanlar neticede parmakla gösterilme hissine kapılmamalı ve en küçük bir deformasyona maruz kalınmamalıdır. Ortaya çıkan güzellikler karşısında kendimizi putlaştıracak, bir narsist hâline gelecek ve böylece Allah’ı ve Resûlullah’ı kaybedecek, dinimiz adına durduğumuz zemini yitireceksek hiçbir şeyin anlamı kalmaz. Bu sebeple, geleceği yeniden inşa ve imar edecek şahısların, “ehlullah” olma yolunda bulunmaları gerekir.
Evet, ihlâs ve samimiyet, vefa ve sadakat gibi, kendimizle yüzleşerek kendimizi tanımamız, gerçek kıvamımızı elde etmemiz, toplum ve dünya hakkında detaylı bilgiye sahip olmamız, önümüze çıkabilecek potansiyel düşmanlardan haberdar olmamız da projelerimizin başarıya ulaşması adına çok önemlidir. Bunların hepsini birden düşünme mecburiyetindeyiz.
Bazen Cenab-ı Hak çok ekstradan lütuflarda bulunabilir. Bütün eksik ve kusurlarınıza rağmen sizi alır ve birinci basamaktan onuncu basamağa sıçratır. Şartları ve zemini yapacağınız işlere müsait hâle getirir. Gönülleri size yönlendirir. Minnacık gayretlerinize karşılık çok büyük muvaffakiyetler ihsan eder. Evet, bütün bunlar, Allah’ın merhametinin eseri, O’nun bir lütfu olarak gerçekleşebilir ama biz plân ve projelerimizi böyle ekstradan teveccühlere bina edemeyiz. Çünkü sebepler dairesi içinde yaşıyoruz, onlara riayet etmekle mükellefiz. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) Allah’ın kendisini koruma vaadi olmasına rağmen rehberliğinin bir gereği olarak Uhud’a giderken miğferini takıyor, üst üste iki zırh birden giyiyordu.