Burada dikkat edilmesi gereken bir husus da şudur: Dinin hüviyet-i asliyesini (temel yapısını) bozacak hükümler, yorumlar, uygulamalar icat etmek ne kadar yanlışsa öz ve ruhuna uygun olup olmamasına bakmadan önüne gelen her şeye bid’at demek de o kadar yanlıştır. Mesela dua çok önemli ibadetlerden biridir. Zira Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) onun “ibadetin özü” olduğunu beyan buyurmuştur.40 Dua, Cenab-ı Hakk’a sebepler üstü teveccühün bir unvanı olması itibarıyla hâlis bir ibadettir. Fakat onun hangi dilde, ne zaman, nasıl, kaç defa yapılacağıyla ilgili kesin hükümler yoktur. İnsan, istediği dilde, istediği şekilde, istediği zaman, istediği kadar dua edebilir. Bunların hiçbiri bid’at olarak görülemez. Önemli olan, insanın dua ederken dinin muhkematına muhalif bir şey istememesi, temel disiplinlere aykırı sözler söylememesidir.
Edilen duaların illaki âyetlerden alınması veya me’surattan olması da şart değildir. Fakat bir insanın, Kur’ân âyetlerinde bize talim buyrulan veya Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) yaptığı dualarla Allah’a yalvarması, dualarını onlarla bezemesi elbette daha güzeldir. Çünkü Efendimiz, kâmil bir kul olması itibarıyla istek ve taleplerini Allah’a nasıl bir üslupla, nasıl bir tavırla arz edeceğini bizden çok daha iyi bilir. İnsanlar eskiden, resmi bir makama dilekçe yazmak istediklerinde arzuhalcilere giderlerdi. Onlar işin usul ve adabını, maksadın nasıl ifade edileceğini, sözün nasıl söyleneceğini bilirlerdi. İşte Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) dualarına da böyle bakılabilir.