En Büyük Keramet: İstikamet
Allah’a binlerce şükür olsun ki maddî kılıcın kınına girdiği bir dönemde irşat ve tebliğ faaliyeti adına göz doldurucu hizmetler yapıldı. Fedakâr gönüller Allah’la insanlar arasındaki engelleri bertaraf ederek gönülleri yeniden O’nunla buluşturma adına ciddi sıkıntılara katlandı. Aylarca maaş alamayanlar oldu. Amele gibi Hizmet müesseselerinin inşaatlarında çalıştılar. Emsallerine nispeten oldukça düşük ücretler aldılar. Yıllarca memleketine gidemeyenler oldu. Samimi bir şekilde ortaya konulan bütün bu ceht ve gayretleri görmezden gelemeyiz. Bununla beraber Allah’ın sağanak sağanak üzerimize yağan lütuflarına karşı nankörlük yapamayız. O, bize böyle bir adanmışlık ruhu ve fedakârlık hissi vermeseydi muhataplarımızın gönüllerine bize karşı bir sevgi koymasaydı o güzel işler yapılamazdı. Şükür O’na, minnet O’na.
Ne var ki asıl önemli olan, hizmetin en önemli dinamiği adanmışlık ruhunu ölünceye kadar devam ettirebilmektir. İşin başında ortaya konulan fedakârlık ve diğerkâmlığı sonuna kadar götürebilmektir. Diğer bir tabirle, istikameti koruyabilmektir. Ve bu, sanıldığı kadar kolay değildir. Beşer olmamız hasebiyle farklı farklı imtihanlar bizi beklemektedir. Hepimiz etten, kemikten yaratılmış insanlarız. Nefis taşıyoruz. Dünyaya karşı meylimiz, istek ve arzularımız var. İnsanı bekleyen imtihanlar bir âyet-i kerimede şöyle ifade edilir: زُيِّـنَ لِلنَّاسِ حُبُّ الشَّهَوَاتِ مِنَ النِّـسَٓاءِ وَالْبَن۪ينَ وَالْقَنَاط۪يرِ الْمُقَـنْـطَرَةِ مِنَ الذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ وَالْخَـيْـلِ الْمُسَوَّمَـةِ وَالْاَنْعَامِ وَالْحَـرْثِۜ ذٰلِكَ مَتَاعُ الْحَـيٰوةِ الدُّنْـيَاۚ وَاللّٰهُ عِـنْدَهُ حُسْنُ الْمَاٰبِ“Nefsanî arzulara, (özellikle) kadınlara, çoluk çocuğa, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere karşı düşkünlük, insanlara çekici kılındı. (Oysaki) bunlar, dünya hayatının geçici metalarıdır. Asıl varılacak güzel yer, Allah’ın katındadır.”22