İçeriğe geç

Bazı hak dostlarına göre ruh, Cenâb-ı Hak’la bir alâka ve muhabbet unsuru, kalb, bir mârifet mahzeni, sır O’nun inayetiyle bir müşâhede sistemi, hafî ise esrar-ı ulûhiyet atlası, ahfâ da “kenz-i mahfî”nin esrarlı bir anahtarı kabul edilmiştir. Ne var ki, ilâhî inayet olmayınca bunların hakikatine muttali olmak da mümkün değildir. Bir zatın ifade ettiği gibi, “Her mü’min potansiyel olarak sırrı, hafîsi ve ahfâsıyla sıfât, Zât, esrar-ı ulûhiyet ve kenz-i mahfîye açıktır ama, Hak tecellî etmeyince beşerî iradenin bu güçleri harekete geçirmesi de imkânsızdır.” İnsanlar, O’nun gördürmesiyle görseler, duyurmasıyla duysalar, hissettirmesiyle hissetseler de, kendi kendilerine bu hususlardan hiçbirini elde etmeleri söz konusu değildir; dolayısıyla da onlar ne sıfât ne şuûn ne de Zât hakkında ciddî hiçbir şey söyleyemezler. Cenâb-ı Hak ise, onları da, onların ruhlarını da, kalblerini de, sırlarını da, hafîlerini de, ahfâlarını da, cüziyyât ve külliyât adına her şeyi bildiği gibi bilir. Ne var ki, bazı bildiklerini başkalarına da bildirir, bazılarını da nezd-i ulûhiyetinde isti’sâr buyurur. O’nun olmuş-olacak her şeyi bildiğinde ümmet ittifak etmiştir; nasıl olmasın ki, Kur’ân: فَعَلِمَ مَا فِي قُلُوبِهِمْ“Allah onların kalblerindekini bildi/bilir.”2, إِنِّۤي أَعْلَمُ مَا لَا تَعْلَمُونَ“Ben sizin bilmediklerinizi bilirim.”3, وَأَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا كُنْتُمْ تَكْتُمُونَ“Ben sizin açığa vurduklarınızı da, ketmettiklerinizi de çok iyi bilirim.”4, وَاعْلَمُۤوا أَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا فِۤي أَنْفُسِكُمْ“Biliniz ki Allah sizin derûnunuzda olan her şeyi bilir.”5,أَلَمْ يَعْلَمُۤوا أَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ سِرَّهُمْ وَنَجْوٰيهُمْ وَأَنَّاللّٰهَ عَلَّامُ الْغُيُوبِ“Münafıklar hâlâ anlamıyorlar mı ki, Allah onların kendi aralarındaki fısıldayışlarını da sırlarını da bilir, Allah bütün bilinmezleri bilen Allâmü’l-Guyûb’dur.”6… gibi yüzlerce âyetiyle O’nun, âfâkın derinliklerinde ve derûnun daha derûnunda olan her şeyi bildiğini âvâz âvâz ilan etmektedir. O’nun bildirmesi olmazsa, insanlar, sırlar ötesi bir yana kendilerini bile doğru dürüst bilemezler.

38