Bu kâinâtın Hâlık-ı Zü’l-Celâli kayyûm ve bizâtihî kaimdir. Bütün eşya her an varlık ve bekasıyla O’na muhtaç ve O’nunla dâimdir. Bir dakikacık olsun o kayyûmiyet kesilse, her şey bir anda zîr u zeber olur. O’nun kayyûmiyeti, zerrelerden kürelere, en küçük nesnelerden en büyük cirimlere, tek bir varlıktan bütün kâinâtlara kadar her şeyi fevkalâde bir nizam içinde devam ettiren; konumlarına ve keyfiyetlerine göre bunların levazım ve ihtiyaçlarını karşılayan; bütün sevk ve insiyakları birden gören; bütün sesleri birden işiten bir kayyûmiyet-i mutlakadır. Öyle ki, o kayyûmiyet-i muhîta eşya ve hâdiselerden bir dakika teveccühünü kesse, o sonsuz fezâ-yı ıtlakta milyonlarca/milyarlarca sistem ve küreler arasında meydana gelmesi mukadder musâdemeler ile kâinatlar tozduman olup gidecektir.6
Bunun gibi dünya ve bütün diğer varlıklarda her şey; kafile kafile arkasından gelip geçmekte; saniye, dakika, saat, gün, günler ve senelere bağlı bu seyr ü sefer fevkalâde bir nizam ve âhenk içinde ve âdeta harika bir şekilde gerçekleşmektedir ki; en küçük bir başıboşluk, bütün bu nizamların, intizamların altüst olmasına yetecektir. Oysaki her şeyde, her zaman fevkalâde bir âhenk müşâhede edilmektedir; bu ise bir kayyûmiyet-i mutlakayı işaretlemektedir.
Bunlar gibi, canlıların bedenlerindeki hücreler, birbiriyle sımsıkı münasebet içindeki moleküller, bunları teşkil eden atomlar ve dahası… tıpkı semâdaki sistemler gibi olabildiğine mükemmel bir âhenk içinde, belli gayeler istikametinde, pek çok hikmet ve maslahatı ihtiva eder şekilde cereyan ve hareket etmektedirler ki, bütün bu faaliyetlerin hemen hepsi yine o kayyûmiyet-i ilâhiyeyi göstermektedir.
Dipnotlar
- 6Bediüzzaman, Lem’alar s.427 (Otuzuncu Lem’a, Altıncı Nükte, İkinci Şua).