İçeriğe geç

Varlık, ezelde yok olduğundan, haricî vücuda yürürken O’nun sun’-u bedîiyle var olduğu gibi, vücuda erdikten sonraki varlığını da O’nun kayyûmiyetiyle sürdürdüğünden, ona “yok” denmesi onun izafîliğindendir ve bu telakki doğrudur.. evet, her şeyin vücudu O’ndandır ve her şey varlığını O’nun kayyûmiyetiyle devam ettirmektedir. Ancak, ezelden ebede kadar var olan O Ezel ve Ebed Sultanı, kendi ilim ve vücudunun bir tecellî ya da bir gölgesinin gölgesini varlık şeklinde planlayıp bizi ve bütün kâinatları bu büyük planın birer parçası hâline getirerek bizlere nefhettiği ilâhî bir ruhla, kendi bediî eserlerini, bir de, milyarlarca farklı aynalarda müşâhede etmek istedi ve takdirlerini takdirlerimize emanet eyledi. İlmî vücudlarımız itibarıyla mücmel ve mübhem bulunan “sen”, “ben”, “siz”, “biz” unvanlarına senlik ve benlik sıfatlarına; seçilme ve birbirinden ayrılma, başka başka mahiyetler alma ve mahiyetlerimizdeki cevherlerin hususiyetleri açısından kaderî plandaki istidatlarımıza göre kabiliyetler, kabiliyetlere göre hedefler ve o hedeflere ulaşmak konusunda meyelanlar ya da o meyelana tasarruflar bahşederek, bizi ve her şeyi ilim ve vücud sıfatlarının yanında diğer sıfât-ı sübhaniyesiyle de serfirâz kılmıştır ki, bize ve bizim gibilere de, böyle mukadder, mukaddes bir mazhariyete razı olmadan başka bir şey yakışmaz.

177