İçeriğe geç
37. Bölüm

Fark

Lügat mânâsı itibarıyla, ayırmak, ayrılmak, seçilmek mânâlarına gelen fark; sofiyece, kesretten vahdeti, vahdetten de kesreti apaçık müşâhede etme hâli diye yorumlanmıştır. Biraz daha açmak icap ederse fark, Zât-ı Bârî hakkındaki mârifet-i tâmme ufkundan bakıp halkı görmek ve Hak maiyyetiyle beraber halkın içinde olmayı da dengeli götürmek demektir. Cem’de; mârifet, muhabbet ve ruhanî zevklere bağlılık, cem ihtiva eden farkta ise, bu mârifet, muhabbet, zevk-i ruhanî ve ötesindeki ahvâli başkalarına duyurma meselesi de söz konusudur. Onun için “Farkı olmayanın kulluğu, cem’i duymayanın da mârifeti tam değildir.” demişlerdir. Bundan dolayı da erbabınca, her iki hâl de lüzumlu bulunmuş ve her iki pâyenin yerleri de ayrı ayrı hatırlatılmıştır. Zaten, daha evvel de geçtiği gibi, إِيَّاكَ نَعْبُدُ1 itirafının farka, وَإِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُ2 tazarruunun da cem’e işaret ettiği söylenmektedir.

Cem, sübjektif, zevkî ve hâlî bir eksen, fark ise, objektif bir şeriat mihveridir. Birincisinde, hâl ve derûnîlik aklın, mantığın önünde; ikincisinde ise her zaman şer’î muhakeme esastır. İkincisinden her zaman birincisine geçilir ki buradaki fark, fark-ı evveldir. Cem’den ikinci kez farka dönüş ise bir farklılık mazhariyetidir. Cem’de kalanlar, ruhlarının vüs’ati ölçüsünde ruhanî zevklere gömülür, istiğraktan istiğraka koşar ve başkaca da bir şey bilmezler ki, İsa Mahvî merhum:

“ Yokluğunda var olan, varlıkta bilmez yokluğu,
Sohbet-i yâr lezzetini bilmez beyim, ağyâr olan”
211