İçeriğe geç

3. Fenâ fillâh ve bekâ billâh zirvelerinde dolaşanlara gelince bunlar, Hz. İbrahim gibi ateşe atılırken bile حَسْبِيَ اللّٰهُ deyip,8 “Cenâb-ı Hakk’ın benim hâlimi bilmesi, benim bir şey istememe ihtiyaç bırakmamıştır.” tefvizini veya İnsanlığın İftihar Tablosu gibi, düşman gölgelerinin mağaranın içine düştüğü ve herkese ürperti veren tehditlerinin Sevr’in duvarlarına çarpıp yankılandığı esnada bile, fevkalâde bir güven ve emniyet içinde: “Tasalanma, Allah bizimle beraberdir!”9 sözleriyle ifade edilen sikayı anlarlar ki: وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِ فَهُوَ حَسْبُهُ“Kim Allah’a tefviz-i umûr ederse O, ona kâfidir.”10 beyanı da bu gerçeği hatırlatır.

Tefviz en yüksek mertebe, sika en âlî makamdır. Bu mertebeyi tutan ve bu makamın hakkını veren, sadece aklıyla, mantığıyla, inançlarıyla değil, bütün zâhir ve bâtın duygularıyla Hakk’ın emir ve iş’ârlarında erir ve O’na bir mir’ât-ı mücellâ olur ki, mertebeler üstü bu mertebenin kendine göre bir kısım emareleri de vardır:

1. Tedbiri takdir içinde görüp sükûnet bulmak,

2. İradesini gerçek iradenin gölgesi bilip asla yönelmek,

3. Kahrı, lütfu aynı görüp bütün benliğiyle kazaya rıza göstermek… bunlardan bazılarıdır.

Bu mânâda tefvizi, Minhâc sahibi şöyle resmeder:

وَكَّلْتُ إِلَى الْمَحْبُوبِ أَمْرِي كُلَّهُ…..فَإِنْ شَاءَ أَحْيَانِي وَإِنْ شَاءَ أَتْلَفَا

“Ben her işimi Sevgili’ye bıraktım; artık O ister beni ihyâ eder, isterse itlâf.”

Bir güzel söz de Enderûnî Vâsıf’tan:

“Gelir elbet zuhûra ne ise hükm-ü kader
Hakk’a tefviz-i umûr et ne elem çek, ne keder.”

Tefvizle alâkalı sözlerin en güzellerinden birini de:

“Hak şerleri hayreyler,
Sen sanma ki gayreyler,
Ârif ânı seyr eyler.
Mevlâ görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.
Sen Hakk’a tevekkül ol,
100