Hüzün
Hüzün; gam, keder, gussa mânâlarına gelen Arapça’daki “hazen”den alınmıştır. Sofiye bu kelimeyi; sevinç, neşe ve sürûrun karşılığı olarak kullanmıştır ki, buna vazife şuuru, dava düşüncesi ve mefkûre buudlu tasa da diyebiliriz. Evet, derecesine göre her kâmil mü’min, dört bir yanda Ruh-u Revân-ı Muhammedî şehbâl açacağı, yeryüzünde ehl-i İslâm’ın âh u efganı dineceği, Kur’ân’ın canlara can olacağı ve fert planında herkesin kabir çukurunu güvenle geçeceği, bir bir berzah gailelerini atlatacağı, hesaba, mîzana takılmadan revh u reyhâna ve meydan-ı tayerân-ı ervâha uçacağı “ân”a kadar da onunla oturup kalkacak, ona bağlı zaman atkıları üzerinde hayatını bir gergef gibi işleyecek, ona neşe ve sevinçle köpüren dakikaları arasında dahi yer verecek, hâsılı onu, yemeklerin tuzu gibi hayatın bütün sâniye, sâlise ve âşirelerinde duyacak, hissedecek ve bu mukaddes burukluğu ta; اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذِۤي أَذْهَبَ عَنَّا الْحَزَنَ إِنَّ رَبَّنَا لَغَفُورٌ شَكُورٌ“Bizden tasayı, kederi gideren Allah’a hamdolsun; doğrusu Rabbimiz çok bağışlayıcı ve lütufkârdır.”1 müjde buudlu hakikatinin tülleneceği ufka kadar devam ettirecektir.
Hüzün, insanın insanlığı idrakinden kaynaklanır ve bu mazhariyetin şuurunda olduğu sürece de onun basar ve basîretinde buğulanır durur. Aslında böyle bir hüzün dinamizmi, ferdin sürekli Cenâb-ı Hakk’a yönelmesi, hüzne esas teşkil edecek hususları her duyup hissettikçe O’na sığınması ve nâçâr kaldığı her yerde, “Çâre, çâre!” çığlıklarıyla O’na dehalet etmesi bakımından da çok lüzumlu ve çok gereklidir.
Dipnotlar
- 1 Fâtır sûresi, 35/34.