İçeriğe geç
36. Bölüm

Basîret Ve Firaset

Sözlüklerin; idrak, fetanet, delil ve şahit kelimeleriyle karşılamaya çalıştıkları basîret, kamus ve târifât kitaplarında: “Kalb gözünün açıklığı, idrak genişliği, daha başlangıçta iken neticeyi görüp-sezme ve yarınları bugünle beraber değerlendirebilme melekesi.” olarak tarif edilmiştir.

Gönül erlerinin muhaverelerinde basîret, bir başka derinlik ve ihâtaya ulaşır. Şöyle ki; o, tefekkür ve ilhamın rehberliğinde biricik irfan kaynağı, eşyanın hakikatini kavramada ruhun ilk idrak mertebesi; aklın renk, şekil ve keyfiyetlere takılıp kaldığı noktalarda, ruhî değerleri görüp tesbit eden bir vicdanî şuur ve ilâhî tecellîlerle nurlanıp Zât-ı Ulûhiyet’in ünsiyeti ziyasıyla sürmelenmiş öyle bir idraktir ki, idraklerin yalın ayak, baş açık hayallerle yorulup bîtâp düştükleri vadilerde o, delil ve şahide ihtiyaç duymadan eşyanın perde arkası sırlarıyla halvet olur ve aklın şaşkın şaşkın dolaştığı yerlerde gider hakikatler hakikatine ulaşır.

Basar, Allah’ın nurefşân bir sıfatıdır; her müstaidin basîreti de نَحْنُ قَسَمْنَا بَيْنَهُمْ“Aralarında taksimi yapan Biziz.”1 mîzanıyla bu ilâhî sıfattan hissesi ölçüsündedir. Böyle kaderî bir tecellîde en büyük hisse ile, bu lâhûtî kaynaktan kana kana istifade edip, sonra da ruhunun ilhamlarını, arkasında saf bağlamış bendelerinin sinelerine boşaltma mazhariyetinin biricik siması, Hak tecellîlerinin mücellâ aynası Hz. Muhammed’dir (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve bu mevzuda O’nun eşi-menendi yoktur. قُلْ هٰذِه۪ سَبِيلِۤي أَدْعُۤوا إِلَى اللّٰهِ عَلٰى بَصِيرَةٍ أَنَاۨ وَمَنِ اتَّبَعَنِي“De ki: İşte benim yolum! Ben Allah’a –körü körüne değil– basîret üzere davet ediyorum.. bana tâbi olanlar da öyle…”2 beyanı, Nebiler Sultanı ve arkasındakilerin bu ilâhî mevhibe ve onun vâridâtından istifadelerinin hususiyet ve azametine işaret etmektedir.

176