Sekîneye mazhar ruhlarda, yer yer ters akıntılar kendisini hissettirebilir, ama tuma’nînede her şey rayına oturmuşluk içinde cereyan eder; kalb tıpkı bir kıble-nümâ gibi sürekli Hak hoşnutluğunu gösterir, vicdan ibresinde de en küçük bir sapma olmaz. Bu öyle yüksek bir “yakîn” mertebesidir ki, bu mertebede seyahat eden ruh, her konakta ayrı bir وَلٰكِنْ لِيَطْمَئِنَّ قَلْبِي“İsterim ki kalbim itminana ulaşsın.”2 gerçeğine şahid olur ve her menzilde ayrı bir vâridâtla taltif edilir. Dolaştığı her yerde لَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ“(Hak dostları için) ne bir korku vardır ne de onlar tasalanırlar..”3 nefehâtını duyar, أَلَّا تَخَافُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَأَبْشِرُوا بِالْجَنَّةِ الَّتِي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ“(Onların üzerine melekler iner ve derler ki:) Korkmayın! Tasalanmayın, size vaadolunan Cennet’le sevinin!”4 bişaretini hisseder, أَلَا بِذِكْرِ اللّٰهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ“Biliniz ki, kalbler ancak, Allah’ın zikriyle huzura erer.”5 kevserini zevk eder ve her zaman tabiatının, cismaniyetinin çok çok üzerinde yaşar.
Tuma’nîne, insanın sebepler üstü ve vasıtalar ötesi bulunmasının unvanıdır. Akıl, tabiatüstü seyahatini bu mertebede noktalar.. ruh, bu noktaya ulaşınca dünya kaygılarından kurtulur.. his, bu sihirli konakta bütün aradıklarını bulur ve damla iken derya olur.
Bu mertebeyi elde etmiş kimsenin ünsü “üns billâh”6, şevki “şevk ilallah”7, bekâsı “bekâ billâh”8, kelâmı da “maallah”tır.9 O, kendine aralanan bu panjurdan, kendi sınırlılığı içinde sınırsız görmeye, sınırsız işitmeye ve sınırsız iktidara ulaşır; ulaşır da, herkesin bocaladığı, şaşkınlığa düştüğü en girift, en karmaşık hâdiseler girdabından dahi bir solukta sıyrılıp çıkabilir.
Dipnotlar
- 2 Bakara sûresi, 2/260.
- 3 Bkz.: Bakara sûresi, 2/38, 62, 112, 262, 274, 277.
- 4 Fussilet sûresi, 41/30.
- 5 Ra’d sûresi, 13/28.
- 6 “Kalbde cemal-i ilâhiye müşâhedesinin eserini duymak.”
- 7 “Kalbde sürekli tütüp duran Allah arzusu.”
- 8 “Varlığın, Hakk’ın varlığıyla kâim bilinmesi.”
- 9 “Kelâmın da O’nun kelâmından geldiği şuuru.”