İçeriğe geç
  • Başlangıçta kusursuz bir teşebbüs ve iradenin hakkını verme, neticenin değerlendirilmesinde de kendi havl ve kuvvetinden teberrî edip, Allah’ın ezelî ve ebedî rubûbiyetine karşı hayatın bütün sâniye ve sâliselerini kulluk şuuru ile bezeme.
  • Bütün vücudî şeyleri, O’nun varlığının ziyasının gölgesi bilip ona göre davranma ve onları gasp ve temellük edip övünmeme, üzerindeki Hakk’ın ihsanlarını görmezlikten gelerek de miskinleşmeme.
  • Ayrıca, her zaman vicdanda O’na intisap şerefinin duyulması ve başka pâyelerle şeref ahz ü i’tâsının da nisbetsizlik ve nesepsizlik sayılması… gibi hususlar bunlardan bazılarıdır.
  • Bu itibarla, diyebiliriz ki, kulluktan daha yüksek bir pâye ve bir mansıp yoktur. Eğer varsa, o da yine kulluğun bir buudu olan hürriyettir. Mübtedîler için duyulup hissedilen, müntehîler için yaşanıp zevk alınan, Allah’la münasebetlerin ve O’nunla irtibatlanıp mukayyet bulunmanın dışında her şeyden kalben tecerrüd etme mânâsına hürriyet. Zannediyorum insanın mücehhez bulunduğu değerler itibarıyla da gerçek hürriyet, işte bu hürriyettir.

    Bu ince hususa dikkati çeken bir Hak dostu:

    بَندْ بَكُسِل بَاشْ اٰزاد اُى پَسَر…..چَندْ بَاشِي بَندِ سِيمُ وبَندِ زَر

    “Ey oğul, zincirleri çöz ve âzâd ol! Altın ve gümüş ağı içinde daha ne kadar zaman kalacaksın!” der.

    Ayrıca Cüneyd-i Bağdadî de: “Kul, Allah’tan başkalarının esaretinden sıyrılmadıkça gerçek kulluğa eremez.” tembihinde bulunur.

    Bir başkası, bir adım daha atarak; duygu, düşünce, tavır ve davranışların müstetbeâtının bile ağyâra kapalı olmasını salıklar ve şöyle seslenir:

    كُوس نَامُوس اَرْ زَنِي اَز چَرخِ اَنْجَمْ بَر گُزَر
    چُون دَفِ رُسْواييست إِين پُر جَلال چَنْبرست

    “Eğer namus davulunu çalmak istersen, yıldızlar çarkından geç; zira, bu zillerle mâlemâl çember, bir rüsvalık defidir.”

    اَللّٰهُمَّ وَفِّقْنَا إِلٰى مَا تُحِبُّ وَتَرْضٰى
    81