Tasavvufun en sağlam kriteri, huluk (iyi huy)’dur. Hulukta birkaç kadem önde bulunan, tasavvufta da ileride sayılır. Fevkalâde hâller, baş döndüren makamlar ve beşer üstü tasarruflar, iyi huy zemininin gülü, çiçeği, meyvesi olması itibarıyla makbul sayılsa da, ahlâk-ı haseneye iktiran etmedikleri zaman hiçbir kıymet ifade etmezler ve üzerinde durmaya da değmez.!
Zaten, Hz. Sahib-i Şeriat da; “Hangi mü’min imanı itibarıyla daha faziletlidir?” sorusuna: أَحْسَنُهُمْ خُلُقًا“Huyu en güzel olandır.”2 demiyor mu?
Niye olmasın ki, bir kere Allah, en mümtaz kulunu, tesliye, te’min ve senâ makamında, O’nun üzerindeki onca nimet ve lütuflarına rağmen وَإِنَّكَ لَعَلٰى خُلُقٍ عَظِيمٍ“Her hâlde Sen, ahlâkın –Kur’ân buudlu, ulûhiyet eksenli olması itibarıyla– ihâtası imkansız, idraki nâkabil en yücesi üzeresin.”3 diyerek O’nu, bu yüce ahlâkı ve ruhî mezâyâsıyla, yani hilkatinin gayesi, hedefi ve gerçek mânâsı sayılan hulukuyla nazara vermektedir; ilk insanla başlayıp Işık Çağı’na kadar tekemmül edegelen ve O’nunla noktalanan Kur’ân buudlu hulukuyla..
Esasen, huluk dediğimiz gerçeğin, dinin derinlemesine yaşanması ve Kur’ân’ın arızasız temsil edilmesi mânâsına geldiğini, Sa’d b. Hişam’ın, Hz. Âişe Vâlidemiz’e, Efendimiz’in ahlâkına dair sorduğu suale cevaben Hz. Âişe’nin: “Kur’ân okumuyor musunuz?”; “Okuyoruz” deyince de: “O’nun ahlâkı Kur’ân’dı.”4 şeklindeki sözleri de teyit etmektedir.
Dipnotlar
- 2 İbn Mâce, zühd 31; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 4/278. Efendimiz’in soru sorulmaksızın aynı hususu buyurduğu rivayetler için bkz.: Buhârî, edeb 38; Tirmizî, radâ 11.
- 3 Kalem sûresi, 68/4.
- 4 Müslim, salâtü’l-müsâfirîn 139; Ebû Dâvûd, tatavvu’ 316; Nesâî, kıyâmü’l-leyl 2.