“Eğer Cenâb-ı Hakk’ın kahrından korkuyorsan dinde sâbit-kadem ol; zira ağaç, şiddetli rüzgârlara karşı ancak kökleriyle yere muhkem tutunur.”
Havfın en aşağı mertebesi, imanın şartı ve muktezası olan havftır ki: وَخَافُونِ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ“Eğer gerçek mü’minler iseniz Benden korkun.”8 mealindeki âyet buna işaret etmektedir.
Bunun bir üstü, ilim buudlu havftır ki: إِنَّمَا يَخْشَى اللّٰهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمٰۤؤُا“Allah’tan, kulları arasında ancak âlimler hakkıyla korkar.”9 âyeti de bu mertebeyi ihtar eder.
Daha üst bir mertebe ise, mârifet mertebesidir ve heybet televvünlüdür ki: وَيُحَذِّرُكُمُ اللّٰهُ نَفْسَهُ“Allah size, Kendisine karşı ürperti içinde bulunmanızı emreder.”10 beyan-ı sübhânîsi de bunu hatırlatır.
Bundan başka, bir kısım sofîler havfı; biri heybet, biri haşyet olmak üzere kendi içinde de ikiye ayırmışlardır. Her ikisi de korku ve saygı düşüncesinden kaynaklanmasına rağmen, bunlardan heybet daha ziyade “firar” yörüngeli, haşyet ise “iltica” mahreklidir. Seyr u sülûkte heybet sahibi, sürekli firar düşüncesi yaşar; O’nunla oturur-kalkar, O’nu düşler ve O’nu tasarlar; haşyet sahibi ise, her lahza ayrı bir mülâhaza ile O’na iltica etme vesileleri araştırır ve O’na sığınma fırsatları kollar.
Bu itibarla da çok defa, rehbet yolunu seçenler, firarı da devam ettirirler. Firarı devam ettirdikleri için de kolayı zorlaştırır ve ruhbanların maruz kaldığı sıkıntılara maruz kalır, dolayısıyla da firarın hâsıl ettiği bu’diyet ölçüsünde, O’ndan uzak kalmanın ızdırabını yaşarlar. Hayatlarının her lahzasında “hevâ”yı “hüdâ”ya çevirebilmiş haşyet sâlikleri ise, her an ayrı bir iltica yol ayrımında ayrı bir “kurb” kevseri içer ve “Daha yok mu?” diyerek coşarlar.
Dipnotlar
- 8 Âl-i İmrân sûresi, 3/175.
- 9 Fâtır sûresi, 35/28.
- 10 Âl-i İmrân sûresi 3/28, 30.