“Mısır kadınları Hz. Yusuf’un cemalini gördüklerinde kendilerinden geçmiş ve o dehşet içinde kendi ellerini kesmişlerdi. (Ey gözümün nuru Efendim!) eğer onlar Senin cemalini görselerdi, ellerindeki hançerleri kalblerine saplarlardı. Senin güzelliğinin bahsedildiği yerlerde; Yusuf’un güzelliğinden söz etmek efsaneden ibaret kalır.”
O sihirli, o kıvrak ve o içten sözleriyle Molla Câmî, dehşet ve hayreti ne güzel anlatır! Fâni ve güzelliği kendinden olmayan dünyevî hüsün ve cemaller, insanı böyle baştan çıkarırsa, güzellikler ve kemaller, güzellik ve kemalinin pek çok perdelerden geçmiş gölgesinin gölgesi bulunan bir Zât’ın müşâhede ve mükâşefesiyle hâsıl olan hayret ve dehşetin baş döndürücülüğünü kavramak –zannediyorum– bizler gibi fânilere zor müyesser olur.
Hizmet erlerinin, hizmet mülâhazasıyla, maddî-mânevî, cismanî-ruhanî bütün zevklerini sarıp sarmalayıp gözün, kulağın ulaşamayacağı bir kenara koymaları, hizmetlerinin çehrelerinde ilâhî inayetin cilvelerini görüp hayretlerle, hayranlıklarla dopdolu vazife-inayet arası gelip gitmeleri ve bir ölçüde hizmetin dışında her şeye karşı kapalı bulunmaları, قَسَمْنَا3نَحْنُ hazine-i hâssasından ışık ordusuna hususî bir hayret mevhibesi olsa gerek…
Dipnotlar
- 3 “Taksimi yapan Biziz.” (Zuhruf sûresi, 43/32)